İktisadi kalkınmanin temeli bilgidir

geri dön Özet

Uluslararası kalkınma yarışında Türkiye hep geri kalıyor. Bütün çabalara ve yardımlara karşın kalkınma için belirlenen hedeflere bu güne dek ulaşılamadı. 1950 yılında Demokrat Partinin başlattığı, Büyük kalkınma hamlesi ve Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız söylemleri ne yazık ki, partinin felaketi ve ülkenin yeniden dış borç altına girmesi ile sonuçlandı.1960 dan sonra Büyük umutlarla bağlandığımız “Planlı kalkınma” dönemi de aradan geçen yarım yüz yıla karşın, bizi özlemini çektiğimiz Avrupa ayarında bir yaşam düzeyine yaklaştırmadı.

Birleşmiş Milletlerin 2003 yılında yayınladığı, ülkelerin İnsani gelişmişlik raporunda, geçen yıla göre 11 basmak gerileyerek, Bulgaristan, Romanya, Rusya, Gürcistan ve Azerbaycan’ın gerisine düşmüş olduğumuz görülüyor.

Cumhuriyet döneminde elde ettiğimiz ve halen devam eden, ekonomik ve sosyal gelişmelerimiz, kimilerince yeterli görülse de, AB ile aramızdaki açığı kapatmaya yetmiyor, aksine fark giderek büyüyor.

Avrupa’dan geri kalmamıza neden olan faktörlerin temelinde, birbirini tamamlayan, iki önemli olgu yatmaktadır; Enflasyon ve Cehalet. Osmanlı İmparatorluğunun, Avrupa’dan geri kalmasına ve Cumhuriyetimizin kalkınmasına engel olarak gösterilen diğer olayların tamamı, enflasyon ve cehalete bağlı olarak ortaya çıkmakta ve gelişmektedirler,

15.yy da batı Avrupa’da o zamana kadar görülmeyen fiyat artışları olmuştu. İktisat tarihçilerinin “Fiyat Devrimi” diye adlandırdıkları bu pahalılık doğuya doğru yayılarak Osmanlı İmparatorluğunu da etkisi altına almıştı. Mali bunalıma giren hükümetler, pahalılıkla baş edebilmek için, paranın ayarını düşürerek veya yeni paralar bastırarak ek gelir elde etme yolunu seçmişlerdi. Bu da fiyatların yeniden artmasına yol açıyordu. Buhranlara ve iflaslara yol açan fiyat yükselişleri İtalya ve komşularında 1600 den önce durduruldu. İngiltere’de fiyatlar, ancak paranın ayarının düşürülmesinden vazgeçildikten sonra, 1650’lerden itibaren yavaşlamıştı. Osmanlı hükümetleri de Avrupa’da olduğu gibi dolaşımdaki paraların altın ve gümüş içeriğini düşürerek ek gelir sağlamayı umar olarak görmüştü. Fransız tarihçisi F.Braudel; “Osmanlı hükümetinin 1566’da yaptığı devalüasyon Türk İmparatorluğunun yorulduğuna dair ilk işaret olup olmadığını öğrenmek ilginç olacaktı. 1584’te hiçbir kuşku yoktur; vahim para bunalımı zincirlerinden boşanmıştır.”demişti.

1584 de “Tağşiş” olarak adlandırılan, büyük devalüasyonla akçenin değerinin yüzde yetmiş oranında düşürülmesi, Osmanlı maliyesi için istikrarlı günlerin sonu ve bir daha düzelmemek üzere, günümüze kadar devam edecek olan enflasyonlu günlerin başlangıcı idi.

17. yüz yılın başlangıcından beri kısa aralıklarla, bazen yavaşlayan, bazen duraklayan, ve fakat hiç ara vermeden devam eden enflasyon, 1980’da son bir kez daha şahlandıktan sonra, yükselişini azar, azar günlük olarak sürdürmektedir. Dört yüz yıldan beri devam eden kronik enflasyon, devletin borçlanmasına ve bütçelerinin açık vermesine yol açmış, sanayileşmemize ve kalkınmamıza engel olmuştur.

Enflasyonun neden olduğu yıkımlardan birisi de, medrese eğitiminin bozulmasına yol açmış olmasıdır. Medreseler enflasyonun etkisi ile el değiştirerek gevşemeye başlarken, bazı önemli kişiler, gelir elde etmek için küçük çocuklarını ve yakınlarını liyakata bakılmaksızın müderris tayin ettirmenin yolunu buluyorlardı. Diğer taraftan bazı şeyhülislamların telkini ile matematik, kelam, felsefe gibi aklî ilimleri terk ederek, bunların yerine zaten var olan, fıkıh ve diğer uhrevi ilimlere geniş yer verilmesi de medreselerin çöküşünü hızlandırmıştır.

Medreselerin bozulması, devletin tüm kadrolarının bozulmasına, cahil ve yeteneksiz kişilerin önemli mevkilere gelmesine neden olmuştu. İmparatorluk döneminde fazla para basmanın, cumhuriyet döneminde de, gereğinden fazla emisyonun, istikrar sağlayamayacağını bilip söyleyecek kadrolar oluşmadı. Bu yüzden paramız dünyanın en değersiz parası oldu. Bugün devletimiz vergi geliriyle halkın eğitim talebini karşılayacak durumda değil. Yükseköğretimin kapılarında yığılan milyondan fazla gence, kendini geliştirmesi, iş ve meslek öğrenmesi için yükseköğretim olanakları verilmezse, dört yüzyıldan beri devam eden geri kalmışlığımız aynen devam edecek ve Türkiye 2023 yılına gelindiğinde de kalkınma arayışları içinde olacaktır. Kalkınma için en kestirme ve en emin yolumuz, eğitim yoludur. Halkımıza çağın gerektirdiği eğitimi sunmalıyız. Başka çıkar yol yok. Emirle, kanunla yönerge ile yol gösterme ile kalkınamadığımızı deneyerek gördük. Kalıcı ve köklü bir “Eğitim Reformu”yapmak mecburiyetindeyiz.

Eğitime parasal kaynak yaratmamız için, devletin senyoraj hakkını değil, yasa koyma hakkını kullanarak, yeni “Eğitim Reformu Fonu” oluşturulmalıdır. Çin’den, AB ve ABD’ye kadar, en ucuz sigaralar Türkiye’de satılıyor. Dünyanın en zengin Bor ve Krom madenleri bizde olduğu halde bunları rasyonel çalıştıramıyoruz. Özelleştirme için alıcı bulamayan ve üç yıldan beri çalıştırılmayan, iki Ferrokrom tesisini üniversitelerimiz eliyle rasyonel bir şekilde işletmek mümkündür. Maden, Metalürji ve İşletme fakülteleri olan üniversitelerimiz bu görevi bihakkın yerine getirebilirler. Sigarlardan paket başına 2 dolar, Bor madenlerinin ihracatında tonda 200 dolar Fon konulduğunda, yılda iki milyar dolar gelir elde edilecektir. Bu paralarla birkaç yıl içinde vatandaşların eğitim talebine cevap verecek kurumları oluşturabiliriz.

Eğitimin yaygınlaşmasını engelleyen yasaların, AB veya ABD den bir işaret gelmesini bekleme resen tarafımızdan çağdaşlaştırılması gerekir.

Top yekûn kalkınmamızı sağlayacak olan,girişimci ve üretken insanların talep ettiği okulları kurarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Anayasamızda eğitim için ön görülen şartları da yerine getirmiş olacağız.

Devamı için tıklayınız