Para Hak Sahibi Adına Verilmeli

geri dön

Gresham, “Kötü para iyi parayı kovar”demişti.
450 yıllık bu kanun artık geçerli değil.
Günümüzde, “İyi para kötü parayı kovmalı” diyoruz.

21. yüzyılın, yaşamaya başladığımız bu ilk yıllarında da “Para”  hâlâ toplumsal yaşamımızın en önemli gücü olarak etkinliğini sürdürmektedir. Paranın meşru zeminde elde edilmesi için sarf edilen emek, bireysel ve toplumsal refah ve huzurun kaynağı olurken; kanun, kural ve gelenek dışına çıkılarak hile, aldatmaca veya zor kullanılarak elde edilen veya gasp edilen paraysa; bunalım, sıkıntı ve gözyaşına yol açmaktadır.

Paranın, hem iyiliği hem de kötülüğü bünyesinde taşıması, onun üretim tarzından kaynaklanmaktadır. Para ve para yerine kaim olabilen, kıymetli evrakları,  hak sahipliği yönünden değerlendirmeye alarak “Hamiline Muharrer” ve “Nama muharrer” olarak iki gruba ayırabiliriz. Bu iki temel grubun arasındaki en belirgin farkı güvenilirlik söz konusu olduğunda açıkça görürüz.

·         “Hamiline muharrer” paraların kime ait olduğu konusunda bir hüküm olmadığından, hak sahibi olmasa bile, onu elinde bulunduran kimse dilediği gibi kullanabilir. Bu bakımdan hamiline muharrer paralar, hırsızların, dolandırıcıların, hilekârların, rüşvetçilerin ve gaspçıların  göz diktikleri birer varlıktır. Para aşkının tüm kötülüklerin kaynağı olduğu tartışılabilir ama para elde etme çabasının, insan karakterini etkiyerek yalnızca garip değil, ters ve hatta sapıkça davranışlara yol açtığına kuşku yoktur.
Üstelik, bu tür paraların saklanması ve taşınması da oldukça zordur ve her an çalınma riski taşırlar. Çelik kasalar içinde bile güvende oldukları kuşkuludur. Bu paraların, bankalar arası nakli sırasında özel olarak imal edilen zırhlı araçlara ve silahlı korumaların gözetimine rağmen çalındığına tanık oluyoruz.

Dolaşımdaki hamiline muharrer paralar, rüşvet amacı ile kullanıldığında ise, kaçakçılığa,   iltimasa, haksız kazançlara, yasa ve ahlak dışı işlere  kolayca neden olabilmektedir. Silah ve yasa dışı uyuşturucu madde ticareti ile terörist eylemlerin desteklenmesinde ve örgütlenmesinde de hamiline muharrer paralar kullanılmaktadır.

            Hamiline muharrer paralar; madeni ve kâğıt paralar, hamiline yazılan çekler, bono ve tahviller; hemen paraya çevrilebilen külçe altın, mücevherat, isimsiz kıymetli kartlar; biletler ve diğer hamiline ait kıymetli maddelerdir.

·        “Nama Muharrer para” ve kıymetli evrak; nama yazılı çek ve senet, bono, tahviller ve bankaların verdiği, manyetik veya çipli (akıllı) kartlardır. Bunların üzerinde hak sahibinin ismi yazılı olduğundan, çalınma ve başkaları tarafından kullanılması da mümkün değildir. Bu nedenle hırsızlık, soygun ve gasp suretiyle el değiştirme gibi riskler taşımaz. Nama muharrer parasal değerler ve para yerine kaim olan kıymetli evrak ve belgelerin muhafazası ve kullanılması da oldukça kolaydır.

 

 

Tarihte paranın geçirdiği evrimler

Zamanımızdan 4.500 yıl önce, Güneydoğu Anadolu’yu kapsayan, Bereketli Hilal olarak anılan yörede,  Sümerler; malların el değiştirmesi ve bir hakkın ödenmesi için aracı olarak altın, gümüş ve bronz gibi değerli madenleri kullanıyorlardı.
Bu madenlerin saflık derecelerinin sahteciliğe yol açtığını gören halk isyan ettiği zaman, kral Urukagina değerli madenler için ayarlar belirleyerek, bunları damgaladı. Halkın isteği üzerine gerçekleştirilen bu hareket, tarihteki ilk demokrasi hareketi olarak anılmaktadır. Damgalama yöntemi halen Türkiye’de kullanıldığı gibi, bütün dünyada da geçerliliğini korumaktadır.

Yine günümüzden 3750 önce kral Hammurabi, sahtekârlığı önlemek amacıyla,  altın ve gümüşün ayarını belirten belgenin alınması, değerli maddelerin devir ve tesliminin yazılı olarak yapılması için kanun çıkarmıştı. (Büyük kral Hammurabi, Belgenin önemini biliyordu.)

MÖ 8. yüzyılda Manisa yakınlarındaki Lidya’da büyük bir devrim yapılarak, saflık derecesi bilinen altın ve gümüşten sikkeler basılmak suretiyle, ilk kez para üretilmişti. Heredot tarihinde, paranın ilk kez basılıp üretilmesi konusunda, şu kaydı okuyoruz;
Para Lidyalılar tarafından bulunduktan sonra tüm Lidyalı genç kızlar, kocalarına drahoma biriktirebilmek için kendilerini satıyorlardı”

Hindistan’da Buda (MÖ 550), ıstıraplarımızın, mala karşı duyulan arzuların tatmin edilmemesinden kaynaklandığını ileri sürüyor ve müritlerine  bu arzularını yok etmelerini öğütlüyordu.

Tevrat, faizi yasakladığı gibi, mülkiyet hakkını da 7 yılla sınırlamaktadır. Çünkü fertler hiçbir şeye sahip olamazlar, her şey ve bütün varlıklar Yehova’nındır.

İncil, Tanrının zenginleri sevmediğini söyler ve “Zenginlerin cennete girmesi, devenin iğne deliğinden geçmesinden daha zordur” diyerek, ‘neyin varsa sat fakirlere ver’ öğüdünü verir:
“İsa öğrencilerine şöyle dedi: Zengin kişi göklerin hükümranlığına güçlükle  girecektir. Yine size derim ki, bir devenin iğne deliğinden geçmesi, zengin kişinin tanrının hükümranlığına girmesinden daha kolaydır.” (Matta:19–23)

Kur’an;  Tövbe Süresi (9/85), “Ne malları ne evlatları, seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünyada onlara azap etmek istiyor. Kâfir olarak çıkacaktır canları.” der.
“Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip puslanmıştır.  Tüm bunlar geçici iğreti hayatın nimetleridir.” (Ali İmran, 3/94)

Osmanlı İmparatorluğu’nda; 1566’dan itibaren sikkelerdeki altın veya gümüş oranını azaltarak paranın değerinin düşürülmesi, yüzyıllar boyu sürdürülmüştü. Bu operasyon “Tağşiş” olarak anılmaktadır. Koca imparatorluğun çöküşü ve dağılışının, sağlam bir para politikası yürütülmemesinden ve aşırı borca batılmış olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Cumhuriyet döneminde,  İMF’nin isteği ile 1946’dan itibaren yaklaşık 12 yılda bir paranın değeri düşürülerek, kur ayarlaması yapılması suretiyle halktan örtülü vergi alınmıştı. 1980’de konvertibiliteye geçildi. 2002’de “Para Politikası Kurulu” oluşturuldu. Bugün hâlâ kalkınmakta olan ülkeler arasında sayılıyorsak ve yabancılar, idare ve yasama işlerimizi yönlendiriyorsa, para yönetimini ve ticareti bilmememizdendir.

 

Para enstrümanlarının geçirdiği aşamalar

·        İnsanlık 2500 yıl gibi uzun bir süre içinde “değişim aracı” olarak, kıymetli madenlerin tozlarını, parçalarını ve çubuklarını kullandı. Bu sistem Sümer’de başlamış ve  yayılmıştı.

·        İkinci aşama olarak, Anadolu’da Lidya’nın başkenti Sart’ta 2700 yıl önce altın ve gümüşün, bir ölçüye bağlı olarak presle basılarak şekillendirilmesine; yani, bugün kullandığımız madeni paraların üretimine geçildi.

·        17. yüzyıldan beri madeni paralar yanında kâğıt paralar ve para yerine kaim olan yazılı belgeler tedavüle çıktı.

·        21. yüzyılda elektronik paralar yavaş yavaş piyasaya yayılmaya başladı.

Yeni para düzenine geçiş

Değişim aracı olarak, altın ve gümüş çubuklar, madeni para, kâğıt para derken, elektronik para ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Elektronik para, kredi kartı ile başladı; akıllı kartlarla gelişmesini sürdürüyor.
İnsanlığın en yeni buluşu olan elektronik kartların, nama yazılı olmayan madeni ve kâğıt paraların spontane olarak yerini almaya başladığına tanık oluyoruz.

Madeni paraların kullanılıp yayılmasına öncülük etmiş olan Anadolu’da bu kez, yeni bir devrim yapılarak, isimsiz kâğıt para kullanımını tarihe gömmenin zamanı geldi. Kredi kartları ve Akıllı kartlar gibi elektromanyetik kartların bu görevi bihakkın yerine getirebilecek güç ve esneklikte oldukları anlaşılmış ve görülmüştür.

Para ve yerine kaim olan zilliyetliği belli olmayan banknotların piyasadan çekilmesiyle, insanlığın başına bela olan birçok dert kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Her türlü hırsızlık kaçakçılık, esrar ve bağımlılık yaratan uyuşturucu madde ticareti sona erecek; haraç ve baskın, fidye, gasp olmayacak; halkın ayaklanması, askerin darbe yapması, mal için cinayetler, hıyanetler, zehirlemeler toplumun uğraşıp da durduramadığı bu kötülükler yanında, anarşi ve terör kendiliğinden sönüp gidecektir.

Nama muharrer olamayan kâğıt paralar, kolayca kayıt dışına çıkarak kara para olmaya yatkındırlar. Ekonomik faaliyetlerin kısmen, kayıt dışı kalması, ülkenin kalkınmasına engel teşkil etmekte ve ülke ekonomisi kısır döngü içinde dolanıp durmaktadır. “Kayıtdışı Ekonominin” oluşmasına olanak veren en büyük amil, “Hamiline Muharrer paralar”dır.

Kayıtdışı ekonominin meydana getirdiği olumsuzluklar ve kısır döngüyü şöyle açıklayabiliriz:

·         Vergilerin eksik ya da hiç ödenmemesine neden olmakta, bu yüzden devletin vergi gelirleri azalmaktadır.
·         Vergi gelirleri azalınca,  bütçe finansmanı için devlet borçlanma zorunda kalmaktadır.
·         Devletin borçlanması, faiz oranlarının yükselmesine yol açmaktadır.
·         Faizlerdeki artış yatırımların azalmasına yol açmakta, bu da istihdamı olumsuz etkilemektedir. Bu kısır döngü, ülkenin kalkınmasına olanak vermemektedir.

Borçlanma yoluyla finansman sonucu artan faizler nedeniyle, kamu borçlanma maliyetinde artış kaydedilmekte; dolayısıyla bütçe açıkları da giderek artmaktadır.

Diğer taraftan, bütçe açıklarının finansmanı için, vergi oranlarının yükseltilmesi ve ek vergiler getirilmesi, vergi adaletsizliğine neden olmaktadır.
Kayıt dışı ekonomik faaliyetlerden dolayı yeterli prim toplanamadığından, sosyal güvenlik fonları açık verdiğinden hazineden büyük yardımlar talep edilmektedir.

Kayıt dışı ekonomi, AB ülkelerinde de giderek artışlar göstermektedir. Türkiye’deki ile karşılaştırdığımızda AB’deki açıklar çok küçük kalmaktadır. (AB’de yaklaşık % 10 iken, bizde vergi incelemesi sonuçlarına göre, yarı yarıya olduğu söylenebilmektedir.)

Kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçağı ister küçük ister büyük olsun, sosyal adaletsizliği beraberinde getirmekte ve ülke kalkınmasına engel teşkil etmektedir. Bu yüzden tüm ekonominin meşru zeminde kayıt altına alınması kaçınılmazdır. Türkiye’nin bu konuda AB’ye ve dünyaya örnek olması için tüm koşullar oluşmuştur.

Elektronik paranın yaşama girmesi ile kayıt dışı işlem yapılamayacağından hemen herkes devlete nizami ve adil olan vergisini eksiksiz ödeyeceği için devlet çok büyük güç ve kudret sahibi olacaktır. Böylece, sağlık ve eğitim alanında bugüne kadar gerçekleştirilemeyen reformlar gerçekleştirilebilecektir.

 

Para kullanımı konularında düşüncelerini belirten Adam Smith, “John  Stuart Mill ve Ricardo, Keynes ve para üzerine kafa yoran diğer düşünürlerin yaşamlarında henüz kredi kartları ve smart  kartlar yoktu. Olsaydı işte para bu derlerdi.” yorumunu yapmıştır.

 

 

Latif MUTLU

 

 

 

 

 

PARALARIN NAMA YAZILI OLMASINA DAİR KANUN TASARISI

Madde 1. Toplumda huzurun sağlanması, kişi haklarının korunması ve güvence altına alınması için, 01.01.2010’dan itibaren, kâğıt paralarla üzerinde hak sahibinin adı bulunmayan para yerine kaim olan evrakın kullanılmasına son verilecektir.

Madde 2. Madeni on liralar ve alt katlarından başka, nama muharrer olmayan paralar tedavülden kaldırılmıştır.

Madde 3. 2009 yılı, yeni düzene geçiş yılıdır. Bu bir yıl içinde, bankalar on-line olarak merkez bankasına bağlı olarak çalışacaklardır. Merkez bankası, bankalardaki mevduat değişikliklerini izleyebilecek, değişiklik yapamayacaktır.

Madde 4. 2009 yılı içinde, gerçek ve tüzel kişiler ellerindeki kayıt dışı para veya para niteliğindeki kâğıtları, bankalara mevduat olarak tevdi ettiklerinde, kaynağı sorulmayacak ve vergi talep edilmeyecektir.

Madde 5.  2010 yılından itibaren ticarette ve her türlü hakların ödenmesinde, 100 liradan daha büyük ödemeler çek, senet, bono tahvil gibi hak sahibi belli olan nama muharrer belgeler veya  doğrudan bankalar aracılığıyla yapılacaktır.

 

Resim 1, 2, 3