Avrupa İçin Eğitim Seferberliği

geri dön

Türkiye-Fransa ilişkilerinin tarihsel sürecine bakarsak aradaki uçurumu kapatabiliriz Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa'nın geçirdiği Rönesans, hümanizm, reform, aydınlanma ve sanayi devrimlerine ilgisiz kalmanın cezasını çekiyoruz. Avrupa ile ancak insana yatırım yaparak rekabet edebileceğimiz açıktır.

Kanuni Sultan Süleyman, himayesine aldığı Fransa'nın, komşuları Almanya ve İspanya tarafından yutulmaması için askeri yardımın dışında ekonomik yardım yapmayı da uygun görmüştü. Fransa Kralı François'nın yıllardan beri süregelen askeri ve ekonomik talepleri vardı. Divan-ı Hümayun'un Fransa'ya birtakım ticari imtiyazlar bahşeden kararı üzerine 18 Şubat 1536'da Damat İbrahim Paşa , Fransa'nın kalkınması için bir anlaşma imzalamış ve ayrıca Fransa'ya büyük bir para yardımı yapılmıştı.

Bu anlaşma ile Fransız tüccarlarına Türk limanları ve gümrüklerinde özel ve ayrıcalıklı haklar verilmişti. Bu avantajlar zamanla arttırılarak Türkiye'nin zararına geliştirilmişti. Sonuçta Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar tamamen kaldırılmıştı.

Hıristiyanların korunması

XVII. yüzyılın başlarında Fransa, Kudüs'e giden Hıristiyan hacılarını koruma iznini koparacak, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'na tabi topraklarda yaşayan, özellikle Katolikler üzerinde kişisel ve mal varlığı bakımından önce fiili, sonra da hukuki bir koruyuculuk hakkı sağlayacaktır. Fransa'nın, yaşadığı bütün rejimler tarafından her zaman gözetilmiş olan Doğu Hıristiyanlarının davalarını koruma geleneği, o günlerden kaynaklanıyor.

Fransız Meclisi'nin Ermenileri korumak amacıyla geçenlerde kabul ettiği (sözde soykırım) yasa, zamanın dünya imparatoru Kanuni Sultan Süleyman'ın Doğu Hıristiyanlarını korumak için Fransızlara verdiği bir izne dayanıyor.

Bize ne oldu? Neden geriliyoruz?

Dört yüz yıl önce, dünyanın en güçlü imparatoru Kanuni Sultan Süleyman'dan aman dileyen, yardım isteyen Fransa bugün nerelerde?

Fransa Kralı I. François'yı esaretten kurtaran, ona yüklü para yardımı yapan, fakirlikten kurtulmaları için Fransız tüccarlarına ülkesinde ayrıcalıklar tanıyan Kanuni Sultan Süleyman'ın ülkesi Türkiye nerede? Bugün Fransa kalkınmış ülkeler arasında, Türkiye kalkınmakta olan ülkeler arasında geri saflarda. Serinkanlı düşünürsek, Fransız Meclisi'nin bu boşlukta kalan ve uluslararası hukukta yaptırımı bulunmayan, Fransız iç politikası ile ilgili olduğu açıkça belli olan bu girişimin bizim açımızdan hiçbir önemi yoktur. Bu olay vesilesi ile karşılaştırma yaptığımız Türk ve Fransız ekonomisinin bugün içinde bulunduğu durum, bizim açımızdan dehşet vericidir. Tarih sahnesine aynı yüzyıllarda çıkan Fransız ve Türklerin bugünkü ulusal nüfusları yaklaşık olarak aynı düzeyde.

Fransa'nın yıllık üretimi 1 trilyon 465 milyar dolarken biz 200 milyon dolardan fazla üretim yapamıyoruz. Neden? Fransa'da çocuklar 79 yıl yaşama beklentisi ile doğarken Türkiye'deki çocuklar 68 yıldan fazlasını bekleyemiyor. Neden? Bir Fransızın ortalama geliri yılda 22 bin 400 dolarken Türklerinki 6 bin 500 dolarda kalıyor. Neden? Son olarak: Birleşmiş Milletler'in 2000 yılında yayımladığı ülkelerin İnsani Gelişme Endeksi'nde Fransa 12. sırada iken Türkiye 85. sıraya düşüyor. Neden?

Fransa'nın gelişmesini sağlayan olaylar

Osmanlı devletinin askeri himayesi ve para yardımı yanında tüccarlarına tanınan ayrıcalık (kabotaj) sayesinde vaziyetini düzelten Fransa'nın 400 yıl sonra bugünkü zengin ve müreffeh düzeye nasıl geldiğini anlamak için, geçirdiği evreleri sıralamak yeterli olacaktır. 16. yüzyılın başlarında Türkiye ve Fransa'da skolastik düşünce hâkimdi. François'nın papanın iznine, Sultan Süleyman'ın da şeyhülislamın fetvasına ihtiyacı vardı. Her iki toplumda yaygın olan inanca göre dünya yaşamı geçici idi ve üzerinde fazla durmaya değmezdi. Her şey öteki dünya (ahiret) içindi.

Batı'da üniversiteler kurulurken Osmanlı devleti henüz tarih sahnesine çıkmamıştı. Paris'te 1160'ta kurulan Fransa'nın ilk üniversitesi ve onu takip eden iki yüzyıl boyunca önemli bir varlık gösteremediler. Eski Roma ve Yunan eserlerinin kötü bir dille Fransızcaya tercüme edilmesi ve bunların matbaada çoğaltılarak yayılması üzerine tartışmalar çıktı. Böylece bilimsel araştırmanın ve eleştirmenin doğmasına yol açtı. I. François zamanında College de France'ın kurulması hümanizm cereyanını tam anlamıyla geliştirdi. Hümanistler insan zekâsının değerlendirilmesini esas alıyorlardı.

Aydınlanma çağı

Avrupa'da başlayan bu bilim ve sanat çağı, dünya uygarlığının bir dönüm noktasıdır. Avrupalıların düşünce ve yaşantılarında köklü değişikliklere yol açmış ve her alanda hızla ilerlemesini ve kalkınmasını sağlamıştır.

Fransa önce İtalya'da başlayan Rönesans hareketlerini, sonra Hollanda'da gelişen hümanist düşünceleri alıp özümseyerek bir aydınlanma çağını yaşadı. Almanya'da başlayan reform hareketleri de Fransa'da söz ve fikir hareketlerinin yaygınlaşmasına yol açtı. Bilim, sanat ve düşünce hareketlerindeki bu gelişmeler Fransız İhtilali'ni doğurdu. Fransız eğitim kurumlarının bağımsız olarak gelişmesi, önemli düşünce ve bilim adamlarının yetişmesini sağladı. İngiltere'de başlayan sanayi devriminden nasibini alan Fransa ulusal sanayii de ileri adımlar atarken Afrika'da oluşturduğu sömürgelerinden ekonomik çıkar elde etmeyi en üst düzeye çıkarmasını biliyordu.

Eğitim sorunu

Türkiye, aşırı düşüncelerin çekincesiyle eğitim alanında dünyaya açılmaya izin vermemektedir, Lozan Antlaşması'yla elde ettiğimiz hakların yok olmasını istememektedir. Oysaki devletleştirdiğimiz altyapı ve sanayi bugün işlemez durumda. Kamu İktisadi Kuruluşları'nın zararını vergi geliri ile kapatıyoruz. Devletin işlettiği kuruluşların çoğu zararda. Çünkü devletleştirdiğimiz ve sonra kurduğumuz tesisleri işletecek yönetici ve teknik kadroyu yetiştirmedik.

Batı uygarlığına yetişmek

Başta anayasamız olmak üzere, insan yetiştirme ile ilgili eğitim yasalarının başlangıcında, Atatürk inkılap ve ilkeleri doğrultusunda hareket edeceğimiz kayıtlıdır.

Atatürk'ün gösterdiği hedef şudur: Batı uygarlığına yetişmek. Yetmiş beş yıldan beri Avrupa'yı yakalamaya çalışıyoruz, ama Avrupa ile aramız kapanmıyor, giderek açılıyor. Avrupa'ya yetişmek için Türkiye'de yaşayan herkese, Avrupa'daki gibi, dilediği dalda, dilediği kadar eğitim vermeye mecburuz. Türk insanının Avrupa ve dünya ile rekabet edecek düzeyde aydınlatılması, bilgilendirilmesi ve yetiştirilmesi için acilen bir şeyler yapmamızın zamanı gelmiştir.

Yaygın ve etkili bir eğitim için:

Yasalarda gerekli değişiklikleri yerine getirerek aşağıdaki düzenlemelerin yapılmasına olanak tanımalıyız:

a) Yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlara, devlet kontrolünde her derece ve nitelikte eğitim kurumu açma izni verilmeli.

b) Temel eğitim, devlet okullarında parasız olmalı.

c) Yürürlükteki, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası'nın 38. maddesindeki yükseköğretim paralıdır hükmü işlemiyor, işletilmeli. Yükseköğretimde: Fakirlik sınırı altında kalanların eğitim parasını devlet borç olarak vermeli. Orta gelir sahiplerine, eğitimine yetecek kadar, kademeli olarak devletçe borç verilmeli. Fakirlik sınırının iki katı kadar gelirden fazla geliri olanlar, kendi öğrenim ücretlerini ödemeliler.

d) Devletin gerekli gördüğü alanda karşılıksız burs vermesi devam etmeli.

e) Üniversiteler öğrencilerini kendileri seçmelidir.

Böylece ülkede özel üniversiteler çoğalacak, parası olanlar oralarda okuyacak ve devlet üniversitelerinde ferahlık olacaktır. Bu uygulamaya geçtikten birkaç yıl sonra her lise mezunu, dilediği dalda dilediği kadar eğitim görme olanağı elde edecektir.

Avrupa ile ancak insana yatırım yaparak rekabet edebileceğimiz açıktır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa'nın geçirdiği Rönesans, hümanizm, reform, aydınlanma ve sanayi devrimlerine ilgisiz kaldık.

Bugün Cumhuriyet döneminde yine Batı'da yeni bir devrim yaşanıyor. Henüz başlangıçta olduğu için iletişim, bilgisayar ve bilgi yönetimi diye anılan bu gelişmelere uzak kalmamak için ilk önce geniş ve etkili eğitim reformunu yapmamız gerekiyor.

Sonsöz: Türkiye'nin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için her şeyden önce vatandaşlarına ileri ülkelerdeki gibi yeterli eğitim verilmesinin yolunu açmalıdır.