Dolar yeniden: 131 Kuruş

geri dön

     Atatürk döneminde, demiryolları ve fabrikalar yeniden kurulurken doların değeri 126 kuruşa kadar düşmüştü. Avrupa’yı kana bulayan II. cihan savaşı yıllarında, 131 kuruşa yükselen doların değeri 5 yıllık savaş sürecinde sabit kalmıştı.

     Savaş sonrası yıllarda değişen dünya dengeleri karşısında beliren Sovyet tehdidi Türkiye yi Batı ile özellikle ABD ile daha yoğun ilişkiler içinde olmaya itmiştir. ABD yardım yaptığı her devlette, kendi siyasal ve ekonomik düzenini egemen kılma eğiliminde olduğundan Türkiye’nin de, çoğulcu demokratik sisteme geçmesini istemişti, iç baskıların da artması üzerine 1946 yılında çok partili sisteme geçildi. Ardından İMF üyeliği geliyordu.

Türkiye’nin İMF üyeliği:
     İMF’ ye üyelik için görüşmenin ön koşulu olarak, yeterli devalüasyon yapılması isteniyordu. 7 Eylül 1946 da Cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapıldı: Tl nin değeri % 116 düşürülerek, doların değeri 128 kuruştan 280 kuruşa yükseltildi.

     İMF’nin bu ön şartı yerine getirildikten sonra, TBMM inde 11 mart 1947 tarihinde oybirliği ile kabul edilen kanunla, Türkiye IMF ye 43 milyon dolarlık kota ile üye oluyordu. Bunun % 19’unu dolar ve % 81’ni de altın olarak ödenmişti. İlk devalüasyonu yapan CHP hükümet, ilk seçimde iktidardan halkın oyu ile düşürüldü..

Devalüasyonlar bir birini izlemeye başlıyor;
     2. büyük devalüasyon 1958 de yapıldı.. Dolar 910 kuruşa yükseltildi. Bu devalüasyonu yapan DP hükümeti ikinci seçime kalmadan kanlı bir ihtilal ile iş başından uzaklaştırıldı.

     3. Devalüasyon 10.08.1970 tarihinde yapıldı doların değeri 14.85 tl ye yükseltildi. İMF’nin isteği üzerine yapılan bu ayarlamadan 7 ay sonra 12 mart 1971 de askerlerin verdiği bir muhtıra ile hükümet istifa etmeye mecbur kaldı..

Günlük devalüasyonlar dönemi:
     4.Devalüasyon 24.ocak 1980 de yapıldı. Dolar 77 liraya yükseldi. Aynı yıl 12 eylül 1980 de askeri darbe ile hükümet düşürüldü. Ama, doların ve malların fiyatları durmadan yükseliyordu. Aradaki ayarlamalar ve dalgalanmalarla, dolar 1990 da 2,161 ve 2000 yılında 626,520 Tl fırladı. 2001 şubat ayında doğrudan bir devalüasyon yapılmasa da döviz kurları serbest dalgalanmaya bırakıldı. TCMB tarafından kontrol altında tutulan (!) dolar yaydan fırladı ve ilk gününde ABD doları 682.000 TL’den, 1 milyon TL’lik değere ulaştı. .

Para yönetimi el değiştiriyor:
     2001 yılında dolar 1 200 000 tl yı aşınca aklımız başımıza geldi ve neden böyle oluyor diye düşünmeye başladık. Piyasa koşulları: ama, o koşulları belirleyen etkenlerin varlığına hiç bakmıyorduk. Birincisi Türkiye’de üretim yetersizdi. İhracatımız, ithalatımız karşılamıyordu.ve üretimden ziyade tüketime yönelik ithalat artıyordu Hükümet, bütçeleri açık veriyor ve gereğinden fazla para bastırıyor, merkez bankasından aldığı avansları piyasaya sürüyordu. Bu etkenler piyasayı dalgalandırıyordu. Hükümet para politikasını Osmanlıdan kalma usullerle yönetiyordu.

      Başbakan Ecevit, Dünya Bankası Başkan yardımcısı Kemal Derviş’i çağırarak içinde bulunduğumuz buhranı anlattı. Türk Parasının değerini korumak üzere, Merkez Bankası Başkanlığı görevini teklif etti. Derviş, yararlı olabilmek için daha üst bir görevde olmak istiyordu. Uzun görüşmeler sonunda geniş yetkilerle donatılmış devlet bakanı olarak mart 2001 de göreve başladı. bir ay içinde paranın hükümetçe iyi yönetilmemiş olduğunu fark ederek bir Para Politikası Kurulu oluşturulmasını Başbakana önerdi. Çetin görüşmeler sonunda bu öneri kabul edilmezse görevi bırakacağını söylemesi üzerine, hazırlanan tasarı 25.04.2001 günü 4651 sayılı kanun olarak kabul edildi. Bu kanunla, hükümet para yönetiminden elini çekiyordu. Merkez Bankası kanununa yeni bir 22/A maddesi ilave edilerek “Para politikası kurulu” oluşturuldu.. Böylece Türk parasının içerde ve dışarıda değerinin korunması bu kurula veriliyordu. TBMM Anayasa’nın kendisine verdiği para basma yetkisini bu kurula devrederek, senyoraj ve para yaratma konusundaki hükümranlık haklarından vazgeçiyordu.

     Para politikası kurulunun, bilgiye ve bilime ve akla dayalı kararları ile, fiyat yükselişleri yavaşlamış Türk parasının değeri yeniden yükselmeye başlamıştır. Bugünkü değeri 1.360.000’lerde olan dolar 1.01.2005 den itibaren, Atatürk döneminde olduğu gibi yeniden 131 kuruş seviyelerinde karşımıza çıkıyor.

     Bütçe açıklarını kapatmak için para yaratmanın, fiyatları azdırdığını biz ancak 2001 yılında anlayabildik ve elimizi yüz yıllarca yakan, bu ateş topunu, bir kurula atarak ondan kurtulduk.

Devalüasyon yapmayı Osmanlıdan miras aldık:
     Osmanlı İmparatorluğunda ilk büyük devalüasyon 1584 de yapılmıştı.Altın ve gümüş paranın içine bakır karıştırarak değerini % 70 oranında düşürmüşlerdi. Tağşiş olarak anılan bu işlemle, enflasyon canavarı zincirlerinden boşanmıştı. Bir daha bu canavarı durdurmak mümkün olamadı, sürekli olarak paranın ayarı düşürüldü. Paranın ayarı düşürüldükçe fiyatlar yeniden artıyor, isyanlar çıkıyor, paranın değeri ile oynayanlar halk ve asker tarafından parçalanıyordu. Bu fecaate ve fiyat artışlarına rağmen Osmanlı hükümeti hükümranlık hakkını kullanarak yeni para yaratma ve paranın ayarını düşürmeyi yıkılıncaya kadar sürdürmüştür.

     Osmanlı hükümetlerinin bu davranışları 300 yıldan fazla sürmüştü. Yönetenler hiçbir zaman, para yönetim kurallarını, yaşadıkları çağa uygun olarak öğrenip uygulayamadılar. Son kırk yılını, borcundan dolayı, mali işlerine, alacaklılar tarafından el konulmuş olarak geçiren Osmanlı devleti borçtan kurtulamadan tarihe gömüldü. Onun iç karartıcı para yönetiminin, uzun yaşantısını özetleyen iki Ekonomi tarihçisinin düşüncelerini aktarmak yeterli olacaktır.

     1584 tağişişinden sonra akçe, hızla güç kaybetmeye başladı. 17. yy yarısına kadar bir birini izleyen tağşişler nedeni ile akçe piyasalardan çekilmeye başlamış, yerine Avrupa paraları alıyordu. darphaneler para basacak, maden bulamakta zorlanıyordu. Böylece 1640 dan itibaren Osmanlı darphaneleri kapatılmaya başlandı. (1) Osmanlıdaki bu para boşluğunu gören, Avrupalı kurnaz tüccarlar kalp paralar bastırarak, Osmanlı piyasasına sürmeye başlamışlardı. Sikkelerin değeri hem Latince ve hem de Arapça olarak yazılıyordu. Ama ne var ki Arapça olarak belirtilen değerler, Latince olanlardan daha yüksekti,. Bu kalp sikkelerin, Avrupa’da tedavül etmemesi için üzerlerine Latince : Per totam assian evrrens (tüm Asya’da geçerlidir) kaydı bulunuyordu. Amaçları Osmanlı ülkesindeki okuryazar olmayan tüccarları kandırmaktı. Yüzlerce gemi ile taşınan ve toplam hacmi 200 milyon parçanın üzerinde tahmin edilen bu sikke ticaretinden Avrupalı tüccarların sağladığı brüt gelir, yaklaşık 10 milyon adet İspanyol, 8 milyon Venedik altın Dükası olarak tahmin edilmektedir. (2) Bu kalpazanlık olayını, Osmanlı İmparatorluğu üzerine çok tanınan yapıtları bulunan, en azından yarım düzine Avrupalı gezgin ayrıntılı olarak anlatır.

     Tarihçi Paul Rycaut; Türklerin bu basit kalpazanlık olayın içyüzünü anlayacak zekaları olmadığından yakınıyordu.

     J.B. Tavernier 1656 ile 1659 yılları arasında Osmanlı gümrüklerinden geçen sikkelerin toplam miktarlarının 180 milyon adet olarak tahmin etmektedir. Ayrıca gümrüklere rüşvet verilerek Osmanlı topraklarına sokulduğu ve diğer bir tahmine göre bu dönemde kalp sikkelerle dolu 22 geminin İzmir limanına sikke getirdiği de kayıtlıydı.

     20 yıldan fazla süren bu dönem boyunca tarihin bu en büyük kalpazanlığına Fransız, İtalyan ve Hollandalı tüccarlar, dışı çok ince bir gümüşle kaplı bakır sikkeleri Omsalı ülkesinde korkusuca sürmelerini, C.Chardin, Skandal boyutlara varan bu kalpazanlığı Avrupalı tüccarların utanmazlığı ile değerlendirmektedir.

     Osmanlı İmparatorluğunda, 17. yüz yıldan itibaren, kısa duraklamalar dışında, yıkılıncaya kadar 3-5 yılda bir kez devalüasyon yapılıyordu. Cumhuriyet döneminde ise, 1929 dan itibaren yaklaşık her 12 yılda bir kez, devalüasyon yaşanmış ve hepsinin sonucunda, devalüasyona karar veren, hükümetler tasfiye edilmiştir.

     Seksen yıl boyunca, dolar karşısında değer kaybeden Türk lirası, bugün yeniden değerlenerek: Bir dolar, başlangıçta olduğu gibi yeniden 131 kuruş olarak görünmeye başlamıştır.

     Para politikası kurulunun bu başarısını, Tüccarlarımızın ihracatla desteklemesi gerekiyor. İhracatçılarımızın da, sanayicilerimiz tarafından üreterek, desteklenmesinin gerektiği gibi.

Notlar: (l ve 2) Prof. Dr. Şevket Pamuk: Osmanlı İmparatorluğunda Paranın Tarihi
Tarih Vakfı Yurt Yayınları 1999