Eğitimde yoksul bir ülkeyiz

geri dön

Kişi başına düşen milli gelirin azlığı, gelir dağılımı bozukluğu ve terörün yükselişi, eğitimin yetersizliğinden kaynaklanıyor

Eğitimde yoksul bir ülkeyiz

Cumhuriyetin 75. yılında Cumhuriyetin eserlerinin envanterini gördük. Nereden nereye gelmişiz. Şu kadar okuldan bu kadar okula, nüfusa, uçağa, trene, her şeyimiz artmış ve artmakta. Bir önceki yıla göre daima ilerdeyiz. Kalkınma hızı, son 10 yılın ortalaması yüzde 5.5. Avrupa Birliği'nde ise bu ortalama yüzde 2'de kalıyor.

Rusya ve eski SSCB'nin yerine kurulan devletlerde yükseköğretimde okullaşma oranı yüksek olduğu halde yabancı uyruklu girişimciler okul ve üniversite açarak eğitimi daha yaygınlaştırmak için çalışıyorlar. Rusya'da Perestroika'dan sonra yabancıların kurduğu üniversitelerin hepsi paralı.

LATİF MUTLU             
Türkiye, dünya coğrafyasına bakıldığında ılıman kuşakta ve dünya haritasının tam orta yerinde görülüyor. Üç tarafı, içi balıklarla dolu denizlerle çevrili. Verimli toprakları, billur ırmakları, buzdan kaynakları var.
Yeraltı maden kaynakları dünyayı kıskandıracak kadar bol ve zengin. Demir yatakları yanında, dünyada ikinci zenginlikte krom yatakları var. Krom gibi, stratejik ve ender bulunan bor mineralinin dünyadaki en büyük yatakları Türkiye'de. Balıkesir/Bandırma'da.
Cam sanayiinin ikinci tüketim kalemi olan soda, yurdumuzda doğal olarak bulunuyor. Kömür için kazı yapılırken tesadüfen bulunan doğal soda (trona) Ankara/Beypazarı'nda.
Ağır sanayinin vazgeçilmez madeni wolfram Uludağ'ın tepesinde, çok değerli ve ender görülen molibden minerali de Uludağ'ın arka eteklerinde.
Doğaldır ki, 'Cumhuriyet' gazetesinin aydın okuyucularınca ülkesi ve ülkesinin zenginlikleri en ince detayına kadar bilinmektedir. Burada ülkemizin zenginliklerini anımsatmanın amacı ne olabilir diye merak edenler olacaktır.
Konuya girmeden, bir de kısaca orman zenginliğimize bir göz atalım. Ülkemizin yüzde 26'sı ormanlarla kaplı. 20 milyon hektar ormanımız var. Yarısına yakın bir kısmı bozuk ve az verimli, 10 milyon hektar iyi vasıflı ve verimli.
Turistik plajları, yaylaları, ruha huzur veren dağları, bitmez tükenmez estetik güzellikleri saymadan geçebiliriz, ama bu topraklarda bizden önce yaşamış atalarımızın bıraktığı paha biçilmez tarihi eserleri ve kalıntıları görmezlikten gelemeyiz.
Özetleyerek yukarıya aldığımız bu bilgileri okul sıralarında iken öğrenmiştik. Ülkemizi çok sevdiğimiz için, gurur verici, cesaretlendirici ve Türkiye'nin gücünü belirleyen bu değerleri unutmadık.
Gerçekten Türkiye dünyanın neresinde? Bütün ihtişamı ve heybetiyle hep aynı yerde, Doğu uygarlığı ile Batı uygarlığı arasında, çok stratejik bir konumda. Eski uygarlıkların çok bol olduğu ülkede yeni bir uygarlık oluşturarak ilerlemekte ve yükselmekte.
Cumhuriyetin 75. yılında Cumhuriyetin eserlerinin envanterini gördük. Nereden nereye gelmişiz. Şu kadar okuldan bu kadar okula, nüfusa, uçağa, trene, her şeyimiz artmış ve artmakta. Bir önceki yıla göre daima ilerdeyiz. Kalkınma hızı, son 10 yılın ortalaması yüzde 5.5. Avrupa Birliği'nde ise bu ortalama yüzde 2'de kalıyor.
Oh ne âlâ! Birkaç on yıl sonra biz de Avrupa seviyesine ulaşır ve keyifli bir yaşama kavuşuruz.
Avrupa cidden güzel yaşıyor. Bu yeryüzünde bizden 10 yıl daha fazla kalma şansları var.
Almanya'da Frankfurt'taki bir fabrika işçisi Alman veya büro memuru, hafta sonu Lufthansa'ya atlayıp İstanbul'a gelerek Hilton'da iki gün dinlenir, pazartesi işine dönebilir. Yapacağı masraf onun bütçesini sarsmaz.
Bizde değil bir işçi veya memur, İstanbul valisi veya İstanbul Üniversitesi rektörü, hafta sonunu Frankfurt'ta geçirmeyi aklından bile geçiremez.
Sahi, okulda bize öğretilen ormanlarımız ne durumda? Yine 20 milyon dekar mı? Bilemiyoruz?
Ormanlarla ilgili olarak bilinen bir gerçek şu: Ormanlarımızı bakım, muhafaza, koruma, yenileme ve işletme için teslim ettiğimiz 'kurumlar', her yıl olduğu gibi geçen yıl da zarar ettikleri için devletten tam 24 trilyon TL almışlardır. Üstelik ormanları kesip biçerek, odun ve tomruk olarak sattıkları ve ihraç ettikleri halde.
Maden işlerimiz, Türkiye'nin geri kalmışlığının bir belgesi. Bazı düşünürler madenlerin ham olarak, topraktan çıktığı gibi ülke dışına ihracını geri kalmışlığın bir özelliği olarak kabul etmektedirler.
Bor mineralleri, ham ve yarı mamul, molibden, wolframı tamamen ham olarak ihraç ediyoruz.
Dünyanın Rodezya'dan sonra en zengin kromlarını ham ve az bir kısmını da yarı mamul (ferro krom) olarak ihraç ediyoruz.
Doğal sodaya (trona) el sürmeye cesaret edemiyoruz. Dünya tröstleri bizi şaşırtıyor ve yanıltıyor. Eğer bir gün tronayı bir mühendis grubumuz işletecek olsa Asya ve Avrupa soda piyasasının tamamı elimize geçmiş olacak. Bilinen yatakların zenginliği, 200 yıl Asya ve Avrupa'ya yetecek kadar.
Hiçbir işlem yapmak gerekmiyor kullanılması için. Pompa ile yeryüzüne çıkarılacak ham soda yıkanıp temizlenecek, ambalajlanıp sevk edilecek durumda. Ama şimdilik böyle duruyor. Ben inanıyorum ki ülkemizde hızla artan üniversitelerin yetiştireceği mühendisler yakın bir tarihte bu madeni işletecekler. Yeter ki üniversitelerimiz çoğalsın ve piyasanın beklediği girişimci, işletmeci ve teknik personelimizi yetiştirsin.
Madenlerimizin işlenmeden ham madde olarak ihracı, ormanların, KİT gibi devlete yük olması, doğal zenginliklerimiz ve turistik yerlerimizin gereğince değerlendirilmemesi, kişi başına düşen milli gelirin azlığı, gelir dağılımının bozukluğu, terörün yükselişi ve diğer bütün olumsuzlukların temelinde ülkemizdeki eğitimin yetersizliği yatmaktadır.
Genel eğitim düzeyimizin 3.5 yıl olduğunu hesaplayan ve hâlâ ilkokulu bitirmediğimizi öne süren görüşler var.
Kesin olan, 9 milyon okur yazar olmayan vatandaşlarımızın varlığı, yükseköğretimde okullaşmanın yetersizliği.
İlköğretim ve ortaöğretim görmüş insanlar, sanayi devriminde ve devamında yeterli idi.
Bilgi çağındayız, bu iki eğitim kurumu artık temel eğitim durumunda. Lise mezunları geçimlerini sağlayacak bir beceri ve yeteneğe sahip olmadan hayata başlamak zorunda kaldığı için mezunların %5'i işsiz. Diğer büyük bir kısmı ise gizli işsiz. Üretime katkıları küçük.
Yükseköğretim çağındaki gençlerimize bilgi ve beceri kazanmaları, bir sanat veya iş veyahut daha yüksek bir yetenek kazandırmak için çok miktarda okutmalıyız. Okumak isteyen her gence dilediği dalda okuma olanağı verecek yükseköğrenim kurumlarını açmalıyız.
Yükseköğrenimde okullaşma oranı %0'ye ulaşıncaya kadar insan kaynaklarımızı okutmalıyız.
Halen, bunların ancak %5'ine bu olanağı verebiliyoruz. Atatürk 'ün özlemini duyduğu ve hedef olarak bize gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için yükseköğretimde okullaşma oranı %0 olmalı.
Yükseköğretimde çeşitli dallarda halen 1.250.000 öğrencimiz var. Bu sayıyı ilk hamlede, daha fazla gencimizi telef etmeden, hemen 2.5 milyona çıkarmalıyız.
(BKZ. TABLO 1)
EĞİTİM, DEVLET BÜTÇESİNİN VEREMEYECEĞİ KADAR PAHALI
Bilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak yükseköğretime talep artıyor. Aynı zamanda altyapı için gerekli olan araç-gerecin çeşitliliği ve değerde yüksek oluşu, eğitimin maliyetini arttırıyor.
Avrupa'da nüfus bakımından bize yakın 4 ülke ile karşılaştırma yaptığımızda karşımıza ibret verici tablo çıkıyor.
(BKZ. TABLO 2)
Bu tablo durumumuzun fakirliğini ve çaresizliğini açıkça gösteriyor. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya nüfus bakımından yaklaşık aynı, yine aynı iklim kuşağında ve bize göre hepimiz Avrupa'dayız. Ama bu ülkeler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bütçesi kadar bir parayı insan kaynaklarını yetiştirmeye harcıyor. Diğer bir kanıt daha görebiliriz. Yayına hazırlanmakta olan EĞİTİMİN FİNANSMANI adlı kitabımızdan bir alıntı yaparak başka bir karşılaştırmayı aşağıya alıyoruz.
(BKZ. TABLO 3)
Bu tablo da böyle. İşte biz böyleyiz. Başka nasıl olabiliriz. Pekâlâ işlerimiz ilerliyor, ülke her yıl %. zenginleşiyoy, daha ne isteyelim diyemeyiz, çünkü dünyadan ve Yunanistan'dan geri kalıyoruz. Onların % kalkınması bizim %00'ümüzden fazla. Peki ne yapalım?
EKONOMİ YÜKSEK OLDUĞU İÇİN Mİ OKUYANLAR ÇOK
Dünya ülkelerinde, yükseköğrenimde okullaşma oranlarını sıra ile alt alta yazsak, karşısına da o ülkede kişi başına gayri safi milli gelirini yazsak, bu iki değerin paralelliğini açıkça görebiliriz. Ek Tablo I.
Fert başına milli gelir azalıp çoğaldıkça, yükseköğretimde de okullaşma oranı aynı şekilde azalıp çoğalıyor. Bu ülkelerde üretime katkıda bulunan insanların, yani yükseköğrenim görerek beceri kazanmış iş ve meslek sahibi kişilerin çokluğuna bağlı olarak ülkede gelir artışı oluyor.
DİE'nin yaptığı 1994 tarihli hane halkı geliri anketinin sonuçlarına göre Türkiye'de öğrenime göre ailelerin ortalama gelirleri:
(BKZ. TABLO 4)
Açıkça görüyoruz ki eğitim düzeyi yükseldikçe fertlerin gelirleri artmakta. İstatistikler ve gerçek hayat, fertlerin eğitim seviyesi yükseldikçe gelirlerinin arttığını gösteriyor. Fertler zenginleştikçe ülke de zenginleşiyor.
Yükseköğretimde okullaşma oranı arttıkça ülke nüfus oranında yavaşlama olmaktadır. Ayrıca yaşam süresi de artmaktadır.
ü bir hızla gelişti. Uluslararası ilişkiler karmaşık ve girift bir hal aldı. Mal ve hizmet üretimi için, becerikli, uzman personele ihtiyaç var. Uluslararası ilişkiler ve ticareti ülke lehine yönetecek iyi yetişmiş aydınlara ihtiyaç var, madde sermayenin ve emeğin yerini bilgili insanlar, 'insan sermayesi' aldı.
Böylece Türkiye'nin, eğitiminin önünde duran engelleri kaldıracağını ümit etme hakkımız doğuyor.
Mecburi eğitim 8 yıla çıktığı için 5 yıl sonra üniversite sınavına gireceklerin sayılarında bir patlama olacaktır. Şimdi 1.5 milyon aday var. 2004 yılında yükseköğretim isteyenler 2 milyonu bulacaktır.
Bunu şimdiden düşünüp önlem almalıyız.
LATİF MUTLU
İstanbul Bilgi Üniversitesi Kurucu
Not: Bu konuda karşı fikri olanlar veya daha uygun ve kullanılabilir fikirleri olanların düşüncelerini bildirebilecekleri adres:
a) Latif Mutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kuştepe 80310, Şişli - İstanbul.
b) Faks: (0212) 216 25 31
c) e.mail:latmut@ibun.edu.tr

12.08.1999 Cumhuriyet Gazetesi