Eğitimde Kalite arayışları ve Özel Okullar

geri dön

Eğitim tarihine baktığımızda antik çağlardan günümüze dek insanlığın devamlı kalite arayışı içinde olduğunu görürüz. Eğitim kurumları sürekli  bir büyüme ve gelişme süreci içinde bulunuyor.  Bugün dünyanın bir çok yerinde eğitim kalitesinin,  modern ve ileri düzeyine ulaşmış olduğunu gördüğümüz gibi, Yine dünyanın diğer bazı yerlerinde çok ilkel ve hiçbir gelişme göstermeyen okulları görmek de olasıdır.

Bilinen en eski okullar, Sümerlerin  kurmuş olduğu meslek öğretme okullarıdır. Gelişen bu okullar, yazıyı geliştirme ile birlikte,matematik, bitkiler, hayvanlar, madenler ve edebiyat üzerine çalışmalar yapışıyordu. ABD’li profesör Kramer, ; “Sümer okullarını,  yazının yaratıldığı yerler” olarak nitelemektedir.

Sümer okullarını bugün anımsamamız, onların yaratıcı, geliştirici özelliğinden çok,  yeryüzünün bu ilk okullarının, tamamen özel ve paralı olmasındandır. Bu okullarda kalite ve disiplin de ön planda tutuluyordu. Günümüzden beş bin yıl önce kurulmaya başlayan bu okullarda öğrencilerin yazdıkları ödev çalışmalar bugün  gün yüzüne çıkarılmıştır. Bunlardan pek çoğu İngiltere ve ABD müze ve üniversitelerinde, bir kısmı da İstanbul arkeoloji müzesinde bulunuyor. Bu kil tabletler, o zamanki eğitimin şekli ve kalitesi bakımından çok bilgiler içeriyor. Tabletlere göre, eğitimde aşamalı bir kademe yoktu. Bizim medreseler gibi, disiplin için dayak vardı, küçük yaşta başlayan eğitim, öğreticilerin artık yeter demesine kadar devam ediyordu.  2500 yıl devam Sümer okullarından kalan bu belgelerden, dünyanın bu  ilk uygarlığını meydana getirenler  okullarda, kaliteden taviz vermez bir  şekilde yetiştirildiklerine kani bulunuyoruz.

Eski Yunan okullarında, kaliteyi yakalamak için, öğrenciler titizlikle seçiliyordu. Kalıcı eserler ve  unutulmaz isimler bırakmak, kaliteli eğitim sayesinde elde  edilmiştir.

Ortaçağ karanlık döneminden sonra, yakın çağlarda eğitimin toplumsallaşmaya başlaması ile birlikte kalite sorunu yeniden gündeme geldi. Eğitimin kalitesi konusunda, fikirleri hala tartışılan, çok önemli ve dünyaca meşhur  filozof ve eğitimcinin eserleri ve düşünceleri burada bulunan ülkemizin en seçkin eğitimcilerinin malumudur. Bu bakımdan kalitenin tarifi ve yararı konusunda söz söylemeye gerek görmüyorum. 

 

ÖZEL  OKULLAR   KALİTEYİ NASIL YAKALAR?

Özel okullar kaliteli olmak mecburiyetindedir. İlkönce, yasa gereği kaliteli olacaktır. Çünkü, 625 sayılı kanunun, 26. Maddesi “Eğitim-öğretim aynı derecede ki devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak düzenlenir.” Demektedir. Bu bakımdan özel okullar, mevcut devlet okulları ile değil, ideal, yani devletin erişmek istediği  düzeyde olmak mecburiyetindedir.
Devletin, özel okulların kalite yönetimini, elinde bulundurması amacı ile,  bahis  konusu 26.madde, 1983 yılında yapılan bir değişiklikle,  Milli Eğitim bakanlığına, Özel okulların, yönetmelik ve programlarında gerekli hallerde, değişiklik yapma yetkisi verildi. Böylece, özel okulların kalite yönetim ve sorumluluğu devletin eline geçmiş oluyordu.
Devlet okullarında erişilmek istenen seviye, nedir? Devlet bunu hangi esaslara göre, nasıl tespit ediyor? Bu seviye kalıcımı, değişken mi, yoksa izafi mi? Bu belirsizlik ve  karmaşık durumlara karşın, özel okullar, çağın gerektirdiği kaliteyi yakalamaya  mecburdur.

Diğer yönden, çocuğuna iyi bir eğitim vermek için arayış içinde olan  veliler, tercih ettikleri bu özel okullardan bir şeyler beklemekte, farklı olmak, üstün olmak, ÖSS de başarılı  olmak istemindedirler. Bu sebepten özel okullar, farklı olmak ve kaliteli olmak durumundadırlar.

Son olarak, eğitime gönül vermiş özel okul kurucuları da, hayallerindeki, kaliteli bir okulu meydana getirmek, amacı ile hareket ettiklerinden, özel okulların kaliteli olması, onların varoluş amacı ve doğası gereği, kaliteli olması gerçeğini sayabiliriz.

Açıklanan bu duruma göre, devletin, velilerin, kurucuların  düşünüp tasarladığı farklı beklentileri yanında birde, çağın gerektirdiği niteliklerle, birleştirip yönlendirme sorunu ile karşılaşıyoruz.

Eğitimde Kalite Arayışı, üstün  nitelikleri, farklı özellikleri ve değeri olan, çağdaş bir eğitim sistemi olarak anlıyoruz. Avrupa’da ki aydınlanma çağından bu yana pek çok düşünür, ekonomist ve eğitim bilimcinin açıklamalarını içeren yayınları  hepimizin  kütüphanende mevcuttur.  

Başta sayın Milli Eğitim Bakanı, YÖK Başkan vekili,  Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü, Dernek başkanımızın, çok değerli Akademisyenler ve  eğitime gönül veren değerli uzmanların bulunduğu bu salonda, Eğitim konusunda kalıcı fikirler ileri sürmüş loan, J. Locke, J.J.Rousseau, W humboldt,  Kant gibi önemli düşünürlerin, görüşlerine temas etmeye cesaret edemiyorum. Ayrıca da gerek yok çünkü hazır bulunan değerli eğitimcilerimizin bu konulara en benim kadar temas  etmiş olduklarına inanıyor ve kabul ediyorum.

Bir eğitimci olmayan geçen yüz yılın Fransız  yazarlarından, Alexandre Dumas Fils’in  bir söylemini buraya alarak havayı değiştirmek istiyorum. Bu yazar diyor ki; “Çocukların çoğunun bu kadar zeki, büyüklerin çoğunun bu kadar aptal olması, eğitimcilerin kabahati olsa gerek.”  Bu gözlemin doğru olduğunu kabul edebiliriz, ama hüküm konusunda yazarla aynı düşüncede olmayabiliriz.  
Küçük yaşlardaki çocuklarda gördüğümüz, zeka kıvılcımlar, parlak fikirler, eğitim yılları ilerledikçe yavaş, yavaş azaldığını sanıyorum benim gibi, pek çoğunuz tanık olmuşsunuzdur. Neden çocuklar zamanla daha pasif ve durgun oluyorlar?Yoksa bu insan doğasının bir özelliğinden mi ileri geliyor.

Eğitim genelde kapalı kapılar arkasında sınıfta yapılıyor. Kapılar kapanınca acaba içerde neler oluyor? Tam anlamı ile bilmek olası değil. Ara sıra sınıfa giren, denetçiler ve yöneticilerin kaldıkları kısa sürelerde edinilen izlenimleri genelleştirmek zor.

Burada hemen aklımıza kalite kontrolü sayesinde dünyayı değiştiren adam olarak bilinen,  ABD li Profesör Edwards DEMİNG geliyor. Finlandiya’yı uygarlığa doğu yönlendiren SNELMAN’  anımsıyorum. Eğitimin kalitesini öğretmenlerde arayan ABD yöneticilerini ve sivil toplum örgütlerini düşünüyorum.

Bu üç ülkede,  Finlandiya, Japonya ve ABD de  kalite  kontrolü için yapılan çalışmalara temas etmemizde yarar görüyorum.  Zamanımızın el verdiğince bu üç ülkede insan kalitesinin yükseltilmesi ile meydana gelen kalkınmaya temas edeceğiz.

FİNLANDİYA; 1917 yılında bağımsızlığına kavuşuncaya kadar sürekli komşularının işgali altında bulunuyordu. Bu nedenle Fin halkı, bilgi, ekonomi ve ahlak yönünden İsveç ve Rusya’dan geri kalmış, daha doğrusu bırakılmıştı. Okuryazarlık çok azdı.
Bağımsızlığını kazanan Finlandiya’nın aydınları kendi kültürlerini yaymaya halkı uyarmaya başladıklarında başlarında SNELMAN diye bir halk kahramanı vardı. Halk yığınlarının eğitilmesi aydınlatılması için top yekun bir seferberlik başlamıştı.
Snelman, kendisi etrafındaki gençleri yetiştiriyor onlardan  diğer Finlilerin aydınlatılmasını istiyordu. Söylevleri, mektupları etkili idi. En çok istediği kalite idi;

Ne iş yaparsanız yapın en iyisini yapın,      Ne üretiyorsanız en iyisini üretin.
Reçel yapıyorsanız; ürettiğiniz reçel, Kral sofrasına girecek kadar nefis, fakir halkın satın alabileceği kadar ucuz olmalı.
Ayakkabı üretiyorsanız; Amelenin giyeceği kadar sağlam, kralın giyeceği kadar zarif olmalı.
Kışlaya giderek Subaylara konferanslar veriyor. Disiplin ve temizliği anlatıyordu.
Köylülere toprağı nasıl sürdüklerini, nasıl ekip biçtiklerini soruyordu.
Kısacası her işte, kalite, nefaset ve ekonomi istiyordu.
Bu küçük kıvılcımlarla kalkınmaya başlayan Finlandiya bugün Avrupa’nın en ileri ve zengin ülkelerinin arasında yer almış bulunuyor.

Japon Mucizesi: İkinci dünya savaşında yakılıp yıkılan ve yerle bir edilen Japonya ABD’li uzmanların yardımı ile bir kalkınma süresine girdi. 1970 yılına doğru, Japon arabaları Amerika’yı istila etmeye başlayanca ABD’li yöneticiler şaşırdılar. Bu kadar ucuz ve çok kaliteli arabaları  yapmayı nasıl başardıklarını sorduklarında aldıkları cevap şu idi; “Profesör Edvards DEMİNG sayesinde başardık”demişlerdi.

Amerikalı profesör E. Deming, 1950 yılından beri Japon hükümeti ile birlikte, ülke çapında  top yekun kalite kontrolünun önemini anlatma ve uygulamanın sürekliliğine çalışıyordu. Üretimin her safhasında sürekli kalite kontrolü istiyordu.
Toplam kalite yönetimi felsefesinde, E.Deming ve Japon arkadaşları en çok, Yönetimin Sorumluluğu üzerinde duruyorlardı.

“Yönetimin sorumluluğu” kavramı nedir? Bu kavram neden son derece önemlidir? Bu nedenle yöneticilerin çok iyi aydınlatılması kaçınılmazdır.  Yönetim kademesinde görev alan her bireyin  iki temel görevi vardır. Bunlar;

a) Kurumun performansı yükseltmeye olanak veren  sistemleri kurmak ve geliştirmek.
b) Mevcut sistemi  belirlenen hedefler doğrultusunda çalıştırmak.

Bunlar kısaca, sistemi geliştirmek, sistem içinde çalışmak, olarak özetlenebilir.

Sistemi geliştirmek sadece yönetim görevi yürütenlerin sorumluluğundadır.
Bir kurumun  performansını sistem ve insan olarak iki faktör belirler. Deming ve arkadaşları bu iki faktörün  kantitatif ölçümlemelerinde ağırlıklarını, %94 ve % 6 olarak vermektedirler. Sistemin, ağırlığı ve önemi, yok denecek kadar az. Bütün sorumluluk yönetimde. 
Düşünceleri ile dünyayı değiştiren adam olarak ün yapmış olan Profesör Deming’in  prensiplerine,  özel okullarda kalite arayışları için, öneride bulunurken tekrar temas edeceğiz.

 

ABD; 20. Yüzyılda insan hayatını kolaylaştıran ve yücelten ne kadar yenilik ve buluş varsa hepsi, Amerika  Birleşik Devletlerinden çıkmıştı. Telgraf, telefon, televizyon, uydular, Jet uçakları, otomobil, sinema, Elektik ampulü gibi  buluşların tamamı,  ABD’nde meydana çıkarak dünyaya  yayıldı.  Hepsi birer üstün bilim ve teknoloji eseri olan bu buluşların, ABD de meydana çıkması bir tesadüfün eseri değildir. Bunlar ABD ye gökten zembille de inmedi. Bunların Amerika üniversiteleri ve araştırma kurumlarının eseri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

ABD üniversiteleri nasıl çalışıyor? Nicelik bakımından çok yüksek bir performansı tutturmuş durumda bulunuyorlar. Halkın % 90 ı bu kurumlarda eğitiliyor. Bu dünya çapında çok yüksek bir düzey, Avrupa ve Japonya, yükseköğretimde okullaşmada henüz % 60 civarında bulunuyor.

 

ABD üniversiteleri, kalite bakımından sürekli denetim altında tutuluyor. Denetim sistemini iki ana gurupta  ele alabiliriz.

  • Özdenetim,
  • Kurumlar, kuruluşlar ve derneklerin yaptıkları denetim,

 

Merkezi hükümetin eğitim kurumları üzerinde bir denetimi yok. ABD eğitim Bakanlığı, en genç bakanlık. 1979 da kurulmuş. Taşrada hiçbir kadrosu ve personeli de bulunmuyor.

Eğitimin,  yönetim ve denetimi yerel yönetimlerin sorumluluğunda.  İlk ve orta öğretim kurumları, belirlenmiş bir takım standartlara uymak zorundalar. Özel veya resmi olsun fark etmiyor. Binalar, içindeki malzemeler, tuvaletler, duvar boyalarına kadar her şey için bir standart var.

ABD okullarının en önemli özelliği, öğretmen yetiştirmedeki çalışmalarıdır. Öğretmenlerin kalitesini yükseltmek için, onlarında üniversitelerin eğitim bölümlerinden mezuniyet şartı getirilmiştir. Üniversitelerin öğretmen yetiştirecek bölümlerinin verecekleri dersler belirlenmiştir. Bunun yanında, pedagoji, psikoloji ve diğer bazı derslerden kaç tane alınması gerektiğini her eyalet kendisi belirtiyor.
Bu dersleri alanlar, öğretmen olabilmek için ayrıca  eyaletlerce hazırlanan sınavlara girip başarılı olmak zorundalar. Sınavı geçenlerin öğretmenlik “Lisansı” alabilmesi için bir yıl staj yapması gerekiyor. Öğretmen lisansı alanlar  meslek hayatları boyunca, belirli aralıklarla, belirli sayıda  üniversite dersi alarak kendilerini yenilemek zorunda.

Bir çok eyalette, öğretmenlerin emeklilik hakkını elde bilmesi için, kendilerinden yüksek lisans (master veya doktora)  derecesi istenmektedir.

Okullarda yönetici olabilmek için, master veya doktora derecesi alması şarttır.

Öğretmen ve yöneticileri sürekli olarak kendilerini yenilemeye mecbur kılan bu iki şart, ABD okullarının en önemli özelliği olduğunu kabul ediyoruz. Bu sistemin,  geçen yüz yıl ABD’de geliştirilen Sibernatik bilimi (güdüm bilimi) kurallarından çıkarıldığı anlaşılıyor.

 

Canlı organizmaları ve doğa olaylarını yönlendiren (feedback) geri besleme mekanizmasının eğitimin kalitesini yükseltmede  kullanılmış olduğunu görüyoruz.  Henüz dilimize yaygın olarak girmemiş bulunan “feedback”  terimi; bir şeyin başarılı olup olmadığını, veya beğenilip beğenilmediğini gösteren bilgi yada yorum, özetle bir işlemin sonucu hakkındaki bilgi, olarak anılmaktadır.

Yüksek lisans diploması alan öğretmenlerin maaşları yükseltiliyor.

 

 

Öğretmenlerin  yetiştirilmesi ve  geliştirilmelerindeki aşamaları  özetlersek;

  • Kaliteli bir üniversite öğrenimi
  • Bir yıllık staj dönemi,
  • Öğretmenlik sertifika sınavı,
  • Her eğitim yılında başarılı olma mecburiyeti,
  • Yüksek lisan derecesi alma mecburiyeti.

 

Yerel yönetimin dışında okulları denetleyen bir çok sivil toplum örgütü, dernek, vakıf, sendika ve diğer organizasyonlar vardır.

Üniversiteler kalite konusunda çok daha yoğun bir çalışma yapmak durumunda bulunuyorlar. Çünkü onların, akreditasyon  elde etme mecburiyetleri  var. Üniversitelere akreditasyon veren organizasyonların da kendi standartları var.

Bunların dışında üniversiteler kendi aralarında guruplaşarak  kümeler oluşturuyorlar. Bunlarda kendi standartlarını belirleyerek yerine getirilip getirilmediğini kontrol ederek bir birlerini denetlemektedirler.

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

 

Yukarda, kısaca gördüğümüz gibi, çağımızda artık sadece “Kalite” değil,  “Topyekun Kalite” üzerinde duruluyorKalite için standartlar tespit eden ve bunu dikkatle kontrol eden ülkelerde  meydana gelen pozitif gelişmelere örnek olarak üç ülkeyi gösterdik. Finlandiya, Japonya ve ABD de  yapılan kalite denetim sistemlerine kısa birer göz attık.

Türkiye’de kalitenin öneminin, toplum tarafından benimsendiği söylenemez.  Mevcut özel, ilk ve ortaöğretim okullarımızın,  bina, laboratuar, kütüphane ve tüm fiziki varlıları  AB okullarından geri kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu okullarda okuyan öğrenci sayılarının, toplam öğrenci sayılarının ancak  % 2 sini bulmadığını dikkate alırsak, bunların Türk eğitim  sistemine katkılarının yok denecek kadar az olduğu ortaya çıkar.

Yukarda Japonya’nın kalkınmasında ki rolüne işaret ettiğimiz, Profesör Deming’in, toplam kalite yönetiminde sorumluluğun ağırlığının %96 sının yönetimde % 4 ün  işletmede olduğunu belirtmiştik. Prof. Deming’in son yayınlanan kitabında bu değerlerin %98 ve % 2 olarak belirtilmiştir.

 

 

ÖZEL OKULLARLA  DEVLET OKULLARI  ARASINDA  FARKLAR

 Özel okulların fiziki yapıları ve tesisleri bakımından, devlet okullarının çok ilerisinde bulunduğu yaygın olarak bilinmektedir. Bina, laboratuar, kütüphane, diğer bütün ders araç ve gereçlerinin üstünlüğü ile  devlet okullarına karşı bir üstünlük elde edebilmelerini beklememek gerekir.

Özel okullar, devlet okullarına karşı üstünlüğü ancak yönetim kadrosu ile elde edebilecekleri açıkça ortaya çıkmış bulunuyor.
Özel okullarımız, öğretmen sayıları bakımından da devlet okullarının oldukça ilerisinde bulunuyor.


Öğretmen/öğrenci oranı
Resmi                  Özel
İlköğretim              16                         7
Ortaöğretim            20                         7

Özel okullarda bir öğretmene düşen öğrenci sayıları bakımından, devlet okullarına göre oldukça ilerde. AB standartlarını yakalamış durumda.  Öğretmen  performansı bakımından, özel okul ve resmi okullar arasında belirgin bir fark bulunmuyor. Her iki kesimde görev alan öğretmenlerin öğrenim düzeyleri arasında bir fark ve ayrıcalık bulunmuyor. 

Toplam kalite yönetiminde sorumluluğunun % 96 dan fazlasının yönetim kadrosunda  olduğuna  olduğunu tartışmasız kabul etmiştik.
Yönetim kadrosu, başta okul müdürleri, öğretmenler ve diğer çalışanlardan oluşmaktadır.

Özel okullarda yönetim sorumluluğunu üstlenmiş bulunan bu personele, devlet okullardaki benzerlerinden daha fazla ücret vererek onlardan beklenen en ileri hizmetin alınacağına inanmak mümkün değildir.

Özel okullarda görevli personel için, yönergeler, programlar hazırlayıp ellerine vermek ve buna  göre hareket etmelerini istemek de  yararlı bir sonuç vermez. Çünkü onların görevleri Milli Eğitim Bakanlığınca denetim altına alınmış durumdadır.

Özel okulların devlet okullarına fark atarak kalitelerini yükseltmek için geriye tek bir yol kalıyor; ABD okullarında, öğretmen ve okul müdürlerine uygulanan performans yükseltme  yöntemlerini uygulamak.  Bunu  üç kısım halinde şöyle ifade edebiliriz;

 

  • Okul Müdürleri ; Eğitim Yönetimi ile ilgi yüksek lisans derecesi,
  • Öğretmenler      ; Belirlenecek sürede yüksek lisan derecesi,
  • Personel            ;  Hizmet içi eğitim kurslarında başarılı olmak.

Bu sistemin uygulanması için farklı yollar ileri sürülebilir. Örneğin, bundan sonraki  işe alımlarda bu kriterler dikkate alınır. Mevcut  öğretmen ve  müdürlerin  yüksek lisans dereceleri elde edenlerin aylıklarına  belirli bir oranda zam yapılabilir.
Çalışan okul müdürleri ve öğretmenlerin, part-time  olarak üniversitelerdeki yüksek lisans programlarına katılmaları özendirilebilir. Bu eğitim için yapılacak masrafın bir kısmı kurumca karşılanabilir.

Bir meslek kuruluşu olan derneğimiz, Öğretmen eğitimi konusunda araştırmalar yaparak, bazı kriterler tespit edebilir. Eğitim Fakültelerine  giriş şartları ve okutulacak dersler konusunda görüşlerini açıklayabilir. Öğretmenlerin performansını yükseltecek olan bu kriterlerin yarine getirilmesini takip edebilir.

Bilim ve bilgi hızla akıp gidiyor. Bireysel gayretlerle meslekte ilerleme olanakları sınırlı kalıyor.  Üniversitelerin  dünyaya açık pencerelerinden yurda giren yeni yönetim bilimlerinden yararlanarak özel okulların  kalitesini yükseltmenin en emin doğru seçimin insana yatırım olduğuna inanıyorum  Değerli konuklarımızın da  aynı görüşte olduklarını biliyorum.

Burada özel okullarda kalite sorununu gözden geçirirken, öğretmenlerimize program veya davranışları için  her hangi bir öneri de bulunmak oldukça  zor.  Çünkü; hepsi ülkemizin en seçkin okullarını bitirmiş, deneyimli ve ne yaptığını bilen uzmanlar olarak kabul ediyorum.  Bugün burada hazır bulunmayan öğretmenlerimize, bir çift söz söylemeden kendimi alamıyorum.  
Sevgili öğretmenler,  size emanet edilen öğrencilere;

Dinlemesini öğretiniz.
Okuma zevkini aşılayınız.

 

                        

Latif Mutlu

Bilgi Üniversitesi
Kurucu ve Vakıf Başkanı