Girişimcilik

geri dön

Girişimcilik, güçtür, kuvvettir, harekettir, berekettir ve servettir.

Girişimcilik İnsanın doğasında vardır.
Bizi eğitenler, farkında olmadan çevreye uyum sağlama amacıyla,
girişimcilik yönümüzü yok ediyorlar.
Bu ayıptır,  şu  günahtır,  o da yasaktır,  diye, diye bizi terbiye ediyorlar.

 

Hayata atıldığımız gün, etrafımızda dikenli tellerle çevrili, sanal üç  çemberin oluştuğunu fark ediyoruz. Nereye baksak onları görüyoruz. En içteki dar çember; ayıp, onun arkasındaki;  Günah, en dıştaki çember de yasak olarak bizi kuşatmışlar. Girişimcinin etrafındaki en büyük ve görünmez engeller işte bunlar. Bu dikenli ve tehlikeli teller arasından, kendi gücü ve öz güveni ile, kendisine ve etrafına zarar vermeden bu sanal kuşakları aşarak,  yararlı bir iş kuranlara; girişimci, diyoruz.

Akıllı insan çevreye uyum sağlar, girişimci ise çevrenin kendisine uyum sağlamasını ister. Bu nedenle dünyadaki bütün yenilikler ve hayatı kolaylaştıran, yücelten buluş ve uygulamalar daima girişimciler tarafından yaratılmıştır. Girişim, zor, çetin ve rizikolu olduğu kadar nimetleri de aynı oranda büyük ve onurlandırıcıdır.
Refah, zenginlik, özgürlük, kültür ve sanat, kısaca uygarlıklar, girişimcilerin eseridir. Biz burada girişimciliği dar anlamda,  öğrenimini tamamlamış genç bir arkadaşımızın, hayatını kazanmak için atılacağı işler ve girişimleri üzerinde durmak istiyoruz.

Her üniversite öğrencisinin kafasında, hayata atıldığında uygulayabileceği birden çok, girişim projelerinin var olması gerektiğini kabul ediyorum. Ama, zaman ilerledikçe, kendi günlük yaşantımızda her  işin parayla döndüğünü fark etmeye başladıktan sonra, eğer projemizin finans yönü için bir çözüm yolu bulunamıyorsa, o proje unutuyor veya sonraya bırakıyoruz.

Değişen dünya şartları karşısında, sermayenin çoğalarak yaygınlaşmasından sonra girişimciliğin yaratıcı  gücü, ön plana çıkmaya  başlamıştır. Sermaye yerini bilgiye terk etmiştir artık. Sizler, üniversite öğrencileri, bilgi denizinin içinde olduğunuzu fark ediyorsunuzdur her halde. Kendinize ait bir bilgisayarınız yoksa bile, üniversite kütüphanesinde İnternet’e girerek dünyanın bilgi hazinesine ulaşabiliyorsunuz. Bu nedenle sizlerin hayatta girişimci olma şansınız, sizden önceki kuşaklara göre çok daha fazla ve kolaydır. İnsanlığın ulaştığı bu geniş bilgi hazinesinden, hayatı kolaylaştıran, zenginlik ve konfor yaratan yaralı projeler oluşturmanız daha kolaydır. Projeniz  bilimsel temellere dayalı ise, onu gerçekleştirecek teknisyen ve finans uzmanı ekonomistler bulmanız gerekecektir.

Günümüzde girişimciler  kolektif olarak çalıştıklarında başarıya ulaşma zamanı ve şansı da artmaktadır. Önceki yüz yıllarda, dünyada meydana gelen büyük kuruluşların, kurucularının adlarını sanlarını hep biliyoruz. Siemens, Krupp, Westinghause gibi. Aynı şekilde icatların da kimler tarafından yapılmış olduğunu, okullarda ders olarak okutulduğu için bütün dünya biliyor. Edison’un ampulü,  Faraday’ın dinamoyu, Graham Bell’in telefonu, Marconi’nin radyoyu, bulmuştur. Bu yüz yılda hayatımıza giren, televizyon, fax, compüter,  jet uçakları, uzay araçları ve sayılamayacak kadar çok yeni alet  ve cihazların kimler tarafından icat edildiğini bilmiyoruz. Çünkü bütün bu yenilikler kolektif çalışma ürünleridir.

Öğrenciliğim sırasında yaşam öyküsünü okuduğum, mucit Edison ile ilgili küçük bir anektodu daima hatırlıyorum. Elektrik ampulü, sinema makinesi, gramofon gibi binden fazla icatlar yaparak, şirketler kurup zengin ve ünlü olan Edison’a, yakın bir arkadaşı, nasihat vermesi ve yol göstermesi için oğlunu götürmüş. Edison çocuğa:  “Herhangi bir işi başarmak için üç şey lazımdır.  Birincisi; Proje yapmak, ikicisi başlamak, üçüncüsü de sebat etmek. Bu üç şeyi sıra ile yaparsan eninde sonunda başarıya mutlaka ulaşırın, saate bakmadan çalış”

Edison’ inanırsak  ki, ben inanıyorum, girişimci olmak için  önce bir proje yapmak gerekiyor. Proje yapma konusunda üniversitelerimizin, bir hayli ilerlediğini ve uzmanlaştığını görüyor ve biliyorum. Ödev olarak hazırlayıp ve sunduğunuz proje pekiyi, orta ve hatta zayıf da olabilir, bir yenisini yaparak bunu telafi edip iyi not alır ve sınıfı geçer hatta fakülteyi de  bitirebilirsiniz. Ama gerçek hayatta hazırlayacağınız proje, yanlışları en aza indirilmiş ve sonucundan mutlak surette emin olmanız gerekir. Tutarsız ve gerçeği yansıtmıyorsa, zarar uğramanız kaçınılmazdır. En azından projenizi gerçekleştirecek sermayeyi bulamazsınız.

Proje hazırlama metodoloji ayrı bir dersin konusu olduğu için bu konuda çok iyi yetişmiş olduğunuzu kabul edebiliyorum. Projenizin konusunda size ip uçları verebilirim. Konuyu çok uzaklarda aramanıza gerek yok.  Kendi ihtiyaçlarınızı ve arzularınızı düşününün. Yakın çevrenizi ve onların alışkanlıklarını düşünün, sonunda size ve topluma yararlı olacak bir konu bulur ve projelendirebilirsiniz.

Newyork’taki Carnegie enstitüsü, girişimcilik derslerinde, “Elmas tarlaları” örneğini vermektedir; “ Zengin olmayı kafasına koyan bir genç adam, bir çok yolu denedikten sonra, kısa yoldan zengin olmak için, elmas aramaya karar verir. Babasından kalan tarlaları satarak sermaye yapar ve elmas aramaya çıkar. Bir çok ülke dolaşıp sonuçsuz girişimlerde bulunduktan sonra, parası biter umudu kırılır ve köyüne dönmeye karar verir. Yirmi yıllık bir ayrılıktan sonra köyüne yaklaşırken ,boş arazi olarak sattığı yerlerde,  bir çok yapılar ve yüksek binaların kurulmuş olduğunu görür. Sorup öğrenir ki; Elmas bulmak için sattığı tarlalarda, elmas çıkarılıyor ve işleniyor, tarlalarını alanlar zengin olduğu gibi köylü de zengin olmuş.”

Girişimde bulunmak üzere proje yapmamız gerekiyorsa, önce kendi çevremize bakmalıyız. Neyi değiştirebiliriz, toplumun neye gereksinimi var. Projemizin alternatifleri nelerdir? Kalkınmakta olan ülkemizde girişim konuları ve projeleri oldukça fazla. Batının sanayileşmiş ve kalkınmış ülkelerinde girişimde bulunmak, Türkiye’ye oranla daha zor.

 

Edison  girişim için üç aşamanın yeterli olduğunu söylemiş ve paradan hiç söz etmemişti. Oysaki projeye başlamak için para lazım. Projeniz bilimsel ve inandırıcı ise ona koyacak sermaye bulmanız kolaydır. Büyük projeler işin uluslar arası sermaye kuruluşlar hazır bekliyor.

Dünya’da bilinen ve tanınan Yıldız Teknik üniversitesinin her boyda ve kapasitede proje üretme gücü ve yetisine sahip olduğunu yakından biliyorum.
Üniversitenizin Kimya ve Metalürji bölümünü ilgilendirecek iki  konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Türkiye’nin doğal zenginliklerimizden olan, Bor ve Krom bugüne dek hep geri kalmış ülkelere  yaraşır bir biçimde işletiliyor ve doğal kaynaklara sahip olmayan, fakat teknoloji ve ticari bilimlere sahip olan batılı ülkeler yararına  işletiliyordu.  Bugün bu iki önemli madenin durumu  daha gerilemiş durumda. Özelleştirmeyi bekliyorlar ama bir türlü gelmediği için Ferrokrom üreten iki tesisimiz, üretimlerini durdurmuş alıcı bekliyorlar.
Bor madenleri  ülke ekonomisine yapması gerek katkıyı yapmıyor.

Yıldız Teknik Üniversitesinin Metalürji  bölümünde, Ferrokrom tesislerimizi nihai ürüne kadar tam kapasite ile çalıştıracak bir proje hazırlayıp, Uluslararası sermayeni davet edebilir.  Orta Avrupa Ülkeleri krom madenini sahip olmadıkları halde, paslanmaz saç üretimi yapıyorlar. Yıllarca topraktan çıktığı gibi cevher olarak ihraç etmiştik. Ergani ve Antalya da yarı mamul olarak külçe haline getirip ihraç ettiğimiz bu maden şimdi çalışmıyor.

Bor Mineralleri için yapılacak entegre nihai ürün üretim tesisleri için yine uluslar arası sermaye bulunur.

Başarıya giden yolların proje  hazırlamaktan geçtiğini vurgulamak için bu örnekleri  buraya aldık.  Küçük ve büyük pek çok proje hazırlanabilir.

Hazırlayacağımız projeler ve yapacağımız işlerin başarıya ulaşabilmesi için,  bilinen kural ve metotlardan önce,  kaliteyi ön plana almanız gerekir. Hem de topyekun kaliteyi.  Başarı ayrıntılarda gizlidir. En ufak detayın eksik bulunması veya hatalı oluşu başarı şansımızı düşürür. 

Japonya’da “Japon Mucizesi,” konusunda bir konferans dinlemiştim, ; 1960 lı yıllardan sonra Japon arabalarının Amerika’da  yaygın bir şekilde  satıldığını gören ABD liler, japonlara bu işi nasıl başardınız diye sorduklarında; Japonlar; “ “Profesör Deming sayesinde yaptık” diye cevap veriyorlar. Bu ünlü profesör kalite kontrol uzmanı, öğreticisi ve uygulayıcısıdır. 1950 den sonra, Japon hükümeti ile işbirliği yaparak, Topkyo’da bir Kalite kontrol dairesinin kurulmasını sağlanıyor.  On yıl boyunca bütün iş yerlerinde üretimin bütün parçaları normlarına uygun üretim sürecine giriyor ve bu başarı elde ediliyor.
Japonya eğitim bakımından ileri olduğu gibi iş ahlakı ve çalışma temposu bakımından da üstünlükleri  vardı.
Anlatıldığına göre, erkekler karıları ile günde ancak (B) ile başlayan, üç kelime ile konuşabiliyor. Bath, Bed, Breakfast

Yorgun gelen Japon, kapıdan girince sadece Bath diyebiliyor. Oradan çıkınca Bed diyerek yatıyor. Sabah Breakfast diyebiliyor ve işin başına koşuyor.  Bu tempoya iyi bir eğitim ve Toplam kalite kontrolünü de ilave ederseniz mucizeler yaratılır.

Bir de Finlandiya’dan bir sunabiliriz. Finlandiya Bağımsızlığını 1917 de kazandığında çok fakir ve geri bir ülke idi. Bir halk kahramanı olan  Snelman, ülkede konferanslar vererek toplumun ruhundaki çalışkanlığı, dürüstlüğü ve disiplini harekete getirmiştir. Snelman, diyordu ki,; “Ne yapıyorsanız en iyisini yapın, ayakkabı üretiyorsanız, kralın giyeceği kadar zarif, amelenin giyeceği kadar sağlam, fakirlerin alacağı kadar ucuz olmalı.
Reçel üretiyorsanız, kral sofrasına girecek kadar leziz, fakirlerin evine girecek kadar ucuz olmalı.” Bu seri konferanslar dalga, dalga yayılarak bütün finlandiya ‘yı kaplamış ve semeresi hemen belirmiştir. Finlandiya bugün Avrupa’nın en zengin ülkelerinin başında geliyor.

Amerika’nın Avrupa karşısında yükselmesi de tarihçiler tarafından mucize olarak nitelendiriliyor. Başta eğitim ve ona bağlı olarak, güven ve bilimsel çalışma gelmektedir.
Amerikalı Devlet adamı, Banjamin Franklin’in şu sözlerini unutmamalıyız.; “Şikayet etme, Eleştirme ve sitem etme.”
www.kalkinanturkiye.net