Hindistan Bilgi Çağını yaşıyor

geri dön

* Avrupa Birliği kadar arazisi ve üç kat nüfusu ile dünyanın ikinci en fazla nüfuslu ülkesi Hindistan'ın esrar dolu sihirli yaşamına, çok kısa da olsa bir ucundan uzanıp bakmak; yüksek teknoloji, bilim adamları ve teknisyenlerin yanında kutsal dilenciler ve paryaları görmek heyecan verici.

Geçen ay Hindistan'a resmi bir ziyaret yapan Başbakan Bülent Ecevit 'e refakat eden heyetin bir üyesi olarak bu dev ülkede bulunmuştuk.

Karşılayıcılar arasında, büyük bir pankart açarak ''Hoşgeldiniz'' diyen 'Hindistan'daki Türk öğrenciler' görkemliydi. O anda, Meclis'te pankart açtığı için şimdi hapiste olan gençleri anımsadıysam da kendimi çabuk toparladım. Çünkü karşılama seremonisi çok hareketliydi.

Sıkıştırılmış program, zıtlıklar şehri başkent Yeni Delhi 'de ertesi sabah başladı. Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Delhi'de iyi korunmuş ortaçağ kaleleri ve mabetlerin yanında modern yapılar, kültür ve sanat eserleri dikkat çekiyor. Kırmızı taşlardan inşa edilmiş olan (kırmızı kale) Red Forte, bugüne kadar gördüğüm en büyük ve en heybetli kale diyebilirim.

Zengin ve yoksul

Üç yüz elli yıllık bu muazzam yapı çok iyi korunmuş temiz ve bakımlı şekliyle, etrafında yalınayak, perişan kılıklı satıcı ve dilencileri ile büyük bir çelişki arzediyor. Red Forte'dan sonra ziyaret ettiğimiz Jama Mescidi'nin yapımına Moğollar tarafından 1650 yılında başlanmış ve 5000'den fazla işçi çalıştırılarak 6 yılda tamamlandığı söyleniyor. Mimari örneği ve büyüklüğü ile dünyada eşine az rastlanan bu cami, ibadete açık olduğu gibi turistlerin de ziyaret yerlerinden biridir. Başkent Delhi'nin görkemli ve işlemeli yapıları yanında yer alan geniş ve doğal bitki örtüsü ile süslü caddelerindeki gezilerden, resmi ve özel iş temaslarından sonra, Taj Mahal'in bulunduğu Agra'ya, daha sonra Kalküta'ya gidildi.

İç hatlardaki uçak yolculuğu (İstanbul-Londra) gibi üç saatten fazla idi. Hindistan 3.2 milyon km2 ile Avrupa kadar. Nüfus, Avrupa Topluluğu'nunkinden 2.6 defa fazla, tam 1 milyar. Büyük arazisi, nüfusu, kültürü ve iklimiyle tek başına bir kıta.

Başbakanımız Bülent Ecevit'in ilk kez 1940'lı yıllarda eserlerinden bazılarını Türkçeye çevirdiği Rabindranath Tagor 'un kurmuş olduğu okul için Kalküta'ya gelmiştik. Bu okul, insanları aydınlatmaya ve Tagor'un düşüncelerini yaymaya hâlâ devam ediyor.

Tagor Kalküta'da doğmuş, İngiltere'de edebiyat öğrenimi görmüş, 20. yüzyılın hümanist akımının öncüsü, mistik bir filozof, şair, ressam ve müzisyendir.

Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunan Tagor, ilk eseri olan Gitanjali'yi 51 yaşında iken yazmış ve ertesi yıl, 1913'te Nobel armağanı kazanmıştır. 1915'te İngilizler, Hindistan'da sevgi ve kardeşliği yayan düşüncelerinden dolayı kendisine ''sir'' unvanı vermişlerdir. Hindistan'ın bağımsızlığına kavuşmasında katkısı olan Tagor, ülkesinde yüzyılların bir geleneği olan kast sisteminin kaldırılması için çalışmıştır.

Bugün Hindistan'ın nüfusu 1 milyarı aşmış durumdadır. 80 milyon insanın Avrupa düzeyinde zengin bir hayat sürdüğü, orta sınıfın da 300 milyon olduğu kabul ediliyor. Geri kalan 700 milyon ise ekonominin dışında yaşamlarını sürdürmektedir. 300 milyon fakir halk, yoksulluk sınırının altında yaşamlarını sürdürmektedir.

Kast sistemi

Nüfusunun %3'ünü oluşturan Hindular arasında ''kast sistemi'' diye bilinen bir sınıflandırma, bütün çalışmalara karşın hâlâ geçerlidir. Bu sisteme göre Hindular dörde ayrılır.

1. Brahmanlar (rahipler)

2. Kşatriyalar (savaşçılar)

3. Vasiyalar (çiftçiler)

4. Şudralar (işçiler)

Bu sınıflar kesin sınırlarla birbirlerinden ayrılmıştır. Bir üst kasttan olan bir kimsenin, aşağı bir kasta mensup kimse ile evlenmesi, işbirliği yapması ve hatta ona dokunması bile yasaktır.

Bağımsızlık döneminden önce (1947) bu dört kasttan daha aşağı olan ''parya'' lar vardı. Cumhuriyetle birlikte bu durum yasadışı kabul edildi ve kaldırıldı. Eğitimin yaygınlaşması ile kast sisteminin tamamen ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır.

Hindistan'daki öğrenciler

Hindulardan sonra ahalinin çoğunluğu, %2 ile Müslümanlardadır. Sih %, Hıristiyan %, Budistler % kadardır.

Hindistan'ın 11 milyon nüfusla ikinci büyük şehri Kalküta'da heyeti karşılayanlar arasında, Gülsen ve Gülden Bose isimli iki kızkardeşin Türkçe konuşmaları ve beni sorup bulmaları dikkat çekti. Otuz yıl önce Ankara'da 6 ay kadar benim sekreterliğimi yapan Gülden, bir Hintli ile evlenerek Kalküta'ya gelmiş ve uzun süre Türkiye'ye hizmet için Kalküta'da fahri Türk konsolosluğu yapmıştı. Bu yüzden bu ailede ikinci dil olarak Türkçe konuşulmaktadır.

Hindistan'da belli başlı 18 dil mevcut olup yaygın olarak Hintçe ve İngilizce konuşulmaktadır.

Başbakan ve beraberindeki heyet Kalküta'dan Türkiye'ye dönerken izin alarak benimle birlikte gelen Bilgi Üniversitesi Öğrenci İşleri Müdürü ile birlikte bir süre daha Hindistan'da kaldık.

Hindistan'da üniversiteler ve öğrenci danışma kurumları ile temas kurduk.

Jawaharlal Nehru Üniversitesi'nin Türkiye'ye ilgi duyan bir bölümünün yetkilileri ile matematik ve bilgisayar eğitimi konusunda görüştük, öğrenci ve öğretim elemanı temin ve değişimi konusunda görüş birliğine vardık.

Hindistan'da enstitüler ve üniversiteler bilgisayar yazılımı konusunda bir hayli ileri durumda bulunuyor.

Bilgisayar yazılımı

Ayrıca IBM, Hewlett Packard, Microsoft AT&T Novell, İsveç Telekom, Bel Kanada International gibi önemli kuruluşlar, yazılımlarını Hindistan'da geliştirme yolunu tercih etmişlerdir. Hindistan yazılım piyasası Asya'nın gelecek vaat eden piyasası olarak görülmektedir. 1998 yılında yazılım ürünleri ihracatından 2.6 milyar dolar gelir elde edilirken 2000 yılında, 170 milyar rupi beklendiği açıklanmıştır. (4 milyar dolar)

Girişimcilere özel teşvik olanakları sağlayan yazılım teknoloji parklarının yanı sıra, oldukça yüksek düzeyde gelişmiş telekom ekipmanı ve bilgisayar yazılımı üretmekte ve nükleer enerji üretimi ile uzay ekipmanı imali gibi yüksek teknoloji alanlarına girmiş bulunmaktadır. Bu tür aktivitelerin çekirdeğini oluşturan Bangalore'nin, Hindistan'ın Silikon Vadisi olduğu bildirilmektedir. 1956'dan beri nükleer reaktöre sahip olan Hindistan, giderek bu yolla enerji üretmeyi terk etmek eğilimindedir. Buna karşılık nükleer teknoloji üzerindeki araştırmaları tüm dünyanın dikkatini çekmektedir. Füze, tank, nükleer denizaltı, savaş uçağı ve diğer savunma sanayii ürünlerinde araştırma, geliştirme programları ile desteklemekte ve geliştirmektedir.

Atatürk çalışmaları

Delhi Hamdard Üniversitesi'ni ziyaretimizde, Türkçe konuşan bir öğretim üyesi ile karşılaşmak ve onun Türkiye ve Atatürk üzerine araştırma ve çalışmaları olduğunu görmek heyecan vericiydi. Dr. Arshi Khan bize üniversiteyi gezdirip tanıttıktan sonra bilgisayar bölüm başkan yardımcısı ile bir araya getirdi.

Batı'nın ileri ülkeleri ve ABD'den geri kalmayan yükseköğrenim kurumlarının, her yıl yetişmiş insanlarını bu ülkeye gönderdiği biliniyordu. Yeni bir haber olarak, Almanya'nın çağa ayak uydurabilmek için gereksinim duyduğu bilgisayar programcısı ve mühendisini Hindistan'dan almaya karar verdiğini öğrendik. Alman hükümeti dünyadaki gelişmelere bakarak, ABD ve Japonya'dan geri kalmamak için çok sayıda bilgisayar uzmanı yetişmiş elemana ihtiyacı bulunduğunu, bunun mevcut eğitim kurumlarından sağlanamayacağını saptadıktan sonra Hindistan'a yöneliyor.

Almanlar bekliyor

Hindistan ile yapılan görüşmeler sonunda, Hindistan'dan, 2020 yılına kadar 75.000 bilgisayar uzmanı alımı konusunda anlaşmaya varılıyor. Kırk yıl önce Türk işçilerini davul zurnayla karşıladıkları gibi, Almanlar şimdi de Hindistan'dan gelecek olan yüksek teknoloji sahibi ucuz işgücünü beklemeye başlamışlar. Bu eğitilmiş insanları aileleri birlikte göçmen olarak iskân etmek üzere bekliyorlar.

Tarih boyunca devrim olarak nitelendirilen yenilikler daima Batı'da ortaya çıkıyor ve daha sonra bütün dünyayı kaplıyordu. Amerika henüz gündemde değil iken, eski dünyanın batısı olan Fransa'da ortaya çıkan ulusal devrim, önce Avrupa, daha sonra diğer ülkeleri etkiledi. 1850'de İngiltere'de buhar gücünün sanayide kullanılmaya başlaması ile ortaya çıkan sanayi devrimi, daha sonra bütün Avrupa'ya yayıldı. Osmanlı yönetimi ve toplumu bu devrimi algılayamadı.

Cumhuriyet ile birlikte yurdun demir ağlarla örülmesi ağır sanayi iplik ve dokuma fabrikaları ile başlayan sanayileşmenin hızı çoğulcu demokrasiye geçişle birlikte kesildi.

Kol gücü yerine mekanik gücü kullanan Avrupa ülkeleri 1870'lerde başlayan bilimsel kuramların sistemli bir biçimde sanayide uygulanmasıyla yeni zenginlikler yarattı. Sanayi ülkelerinde biriken güç ve zenginlik onlara üstünlük kazandırdı. Sanayileşmede geri kalmış ülkeler bugün ''kalkınmakta olan ülkeler'' olarak anılmaktadır. Biz bütün çabamıza rağmen 75 yıldan beri kalkınmakta olan ülkeler arasından çıkamadık. Çünkü, Batılıların ilim ve fenle sanayileştiklerini, bilim ve teknolojinin yüksekokul ve üniversitelerde öğrenileceğini algılayamadık.

Hükümetimiz bugün sanayileşmeden ümidini kestiği için, bütün kapıları yabancı yatırımcı ve sanayicilere açtı.

Atatürk'ün yüzyılın ilk yarısında teker teker devletleştirdiği veya millileştirdiği bütün altyapı tesisleri ve üretim yerleri teker teker elden çıkarılıyor. Gelecek yabancı sermaye, bütün kârı alıp gidecek, bize sadece düşük ücretli işçilik kalacak.

Sanayileşme, özelleştirme ve devletleştirme veya ulusallaştırma konularında tartışmaya ve polemiğe girmeye hiç gerek yoktur. Olan olmuş, giden gitmiş. Esasen biz o treni imparatorluk döneminde kaçırmıştık. Atatürk'ün güçlü kolları ile son vagonu yakalar gibi olmuştuk. Onun ölümünden sonra gelen Osmanlı hayranı yöneticilerin gayreti ile yerimizde sayar olduk.

Bugün için ilerici güçlerle gerici güçler çekişme halinde olmasına karşın Avrupalılaşma yolunda olduğumuz da bir gerçek. Avrupa Birliği yoluna girmiş olmamız önemli olmakla beraber Avrupa Birliği'nin ötesinde ABD'de başlayan ve sanayi devriminden çok daha önemli yeni bir devrimle insanlık karşı karşıya bulunuyor.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra birbiri ardına orta çıkan yeni keşif ve icatlar bugünden hemen herkesin hayatını etkilemeye başladı bile. Ürünlerini görmeye başladığımız bu teknolojik devrim ABD'de başladı. Bu, sanayi devrimi gibi teknolojik bir devrim, bilgi devrimi diye adlandırılıyor.

Bilgi teknolojisi

Değişik disiplinler olarak gelişen bilgisayar ve iletişim teknolojileri bilgi teknolojileri adı ile bir çatı altında toplanmaya başladı. Bilgisayar, televizyon ve telefon, radyo birleşti. Bilginin üretilmesi ve depolanması ve kullanımı artık çok basitleşti ve kolaylaştı. Bilgisayarların birbirlerine bağlanması ile İnternet denilen yeni bir olgu etrafımızı sardı. İstesek de istemesek de hayatımızı etkiliyor.

Bilgi teknolojilerinin getirdiği teknolojiyi yakalayamayan, ya da yakalasa bile bunları üretemeyen, araştırmayan ve yalnızca bunların birer kullanıcısı olan toplumlar, sanayi devriminde olduğu gibi burada da geri kalmış ülke olmaktan kurtulamayacaklardır.

ABD'de başlayan bilgi teknolojileri Japonya ve Hindistan'a sıçramış durumda.

Hindistan hükümetinin ileri görüşlü yöneticileri 25 yıl önce bilgisayar programcılığı (software) destekleme kararı aldı. Gidemediğimiz Bengalore yöresindeki teknoparklar ABD'deki Silikon Vadisi gibi çalışıyor. Bilgisayar yazılım sanayii her yıl %0 artarak büyümekte. İhracattaki payı %'tir.Hindistan'da 207 üniversitede 7 milyondan fazla öğrenci okumakta. Üniversitelerden her yıl 2 milyon genç mezun olmaktadır. ABD, İngiltere, Japonya ve Çin'de olduğu gibi Hindistan'da da yerli ve yabancı bütün öğrenciler okudukları üniversitelere öğrenim ücreti ödemektedirler. Burs ve kredi sistemi ayrıca çalışmaktadır.

Hindistan'da olduğu gibi, bizde de 25 yıl önce ''yazılım'' kurumlarının desteklenmesi kararı alındığı halde Hindistan'da olduğu gibi çalıştırılamadı.

Çağı yakalamak için, geri kalmamak ve hatta yok olmamak için bilgi çağını yakalamalıyız. Eğitimde köklü ve kalıcı reformlar ve atılımlar yapmaya mecbur olduğumuzu unutmamalıyız.


Hindistan'da belli başlı 18 dil var. En yaygın kullanılan diller ise Hintçe ve İngilizce.