İstiklal Marşı

geri dön

Beste ve güftesinden önce, bu Marşı’n adında bir birlik sağlamalıyız.

Milli Marşımız, sizinde kullandığınız gibi, ders kitaplarının ilk sayfalarında, bütün okul ve kursların duvarların da asılması mecburi olan levhalarda genelde “İstiklal Marşı” olarak yazılmaktadır.

Türk ulusu hiçbir zaman esir alınmadı ve başkasına bağımlı olmadı ki, istiklaline kavuştuğu için marş yazıp bestelensin!

            “Benezelden beridir Hür Yaşadım, hür Yaşarım
             Hangi Çılgın bana Zincir Vuracakmış şaşarım

diyen Milli Marşımıza:  ‘İstiklal Marşı’ başlığı yakışmıyor.

İngiltere, Fransa, Almanya gibi büyük devletlerin Milli Marşları var.  Bulgaristan, Yunanistan, Suriye, İrak gibi uzun süre Osmanlı İmparatorluğuna bağımlı olarak yaşayan milletler bağımsızlığına kavuştuklarında, bağımsızlıklarını kutlamak için İstiklal Marşı yazıp bestelemektedirler.

Güftesi, bestesi ve ismi ile uyumsuz olan bu Marş yerine, Cumhurbaşkanı’ndan, en sade vatandaşın gencin ve ihtiyarın duyduğunda bir sevinç, heyecan ve umuda kapıldığı “Onuncu Yıl Marşı”’nın Milli Marşı olarak kabul edilmesini öneriyorum.

Bugünkü gençlik “sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl” mısrasından bir şey anlamıyor, Huda ve Cüdâ’danda bir şey beklemiyor, onuncu yıl marşının güftesi ve bestesi ile coşabiliyor.

Ulusça birlik ve beraberlik için Milli Marşta standartın gereği tartışılamaz.  İbadete davet için okunan ezan’ın standart hale getirilmesini din ve nicdan hürriyetine müdahale olduğu için kabul edemiyorum.

Ezan sesi ve okunuşuyla ilgili bir anımı ilginç bulacağın için aktarıyorum.

Ankara’da Esat Orduevi yakınındaki evimizle aynı mesafedeki cami’de okunan sabah ezan’ının hemen hiç farkında almadan yaşayıp gidiyorduk.

1970’li yıllardan birinde idi.  Bir askeri tatbikat için Konya’ya giden subaylar, ertesi sabah minaredeki hoparlörlerden art arda devam eden ezan sesleriyle uyanıyorlar.  Sözleşmiş gibi birinin bitişi ile diğeri başladığı için uzayıp giden ezan seslerinden dolayı o sabah bir daha uyuyamıyorlar.

Ankara’ya dönen komutanlar, Din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı, Mehmet Güneş’e, durumu bir yazı ile bildirerek, ezanın doğal sesle okunmasını veya hiç olmazsa hopörlorlerin sesinin kısılmasını istedikleri, basına yansımıştı.  Ankara Esat Caddesi’ndeki çok katlı site de, zamanın Genel Kurmay Başkanı, Rahmetli Cemal Tural ile birlikte kalan subay ailelerinden sekiz’i aynı gün, “bir ricamız var” diyerek randevü alarak sabah saat 8’de Paşa ile buluşuyorlar.  Güncel konu haline gelen ezan’dan Konya’daki subaylar gibi kendilerinin de uykusuz kaldıklarını söylüyorlar çok yakındaki minareden kuvvetli hoparlör ile gecenin sesizliğini bozan bu durumun düzeltilmesi için muezinlerin minareye çıkarak kendi sesi ile ezan okumasını hiç olmazsa hoparlörün doğal sese yakın bir seviyeye indirilmesini talep ediyorlar.

Güçlü Cemal Tural Paşa; “Peki çocuklar, merak etmeyin siz bu sesi bir daha duymayacaksınız” diyerek bunları evinde gönderdikten sonra emir subayına, “bu hanımların eşlerinin adlarını al gidelim”, diyor.

Genelkurmay’a gelir gelmez, “bu sekiz subayı Erzurum ve Aşkale’deki çeşitli birliklere tayın ettim.  Yarın sabah bana yeni görev yerlerinden telefon edecekler” diye emir veriyor.  “Bir askeri uçak subaylar Erzurum’a götürmek üzere havalandığı sıralarda, lojmanların önüne sekiz askeri (GMC) kamyonun yanaştığını gördük, komşumuz sekiz subayın lojmandaki ev eşyalarının erler tarafından taşınarak GMC’lere yüklenişini ve akşamın alacakaranlığında Erzurum’a doğru yola çıkışını, semt sakinleri birlikte merak ve korku ile izlemiştim”.

Çünkü, Paşa onlara; “SİZE SÖZ VERİYORUM BU SESİ BİR DAHA DUYMAYACAKSINIZ” demişti.

Sekiz subayın, ertesi gün Erzurum’dan, Aşkale’den, Genelkurmay Başkanı’na telefon edip etmediklerini bilmiyorum.  Ama şunu kesinlikle biliyorum ki, bugün artık böyle Paşalar yok.  Ezanın okunuş şekline ve biçimine karışmasak daha iyi olur.  Nasıl istiyorlarsa öyle okusunlar.

LATİF MUTLU