Matbaayı 250 Yıl Geç Aaldık.ya Eğitimi.

geri dön

     Matbaanın 550. Yıl dönümü nedeniyle Prof.dr. İlhami Çetin’in sunduğu kapsamlı ve nefis incelemesini zevkle okuduk.Bu küçük araştırmada, bizim, batıda yaygınlaşan ve gelişen matbaayı icadından en az 250 yıl sonra kullanmaya başladığımız net olarak vurgulanıyor. Hem de bir Avrupa’ lı uzmanın yardımıyla.

     Gutenberg’ in devrim yaratan bu buluşu ve hazin hayat hikayesini,önceleri, ilkokuldan başlayarak eğitimin her kademesinde çokça görüp okuduk ve basım tekniğinin Türkiye’ye çok gecikerek gelişine de hep hayıflanıp durduk.

     On beş yıl kadar önceydi,yeni çıkan bir elektronik basım cihazını (Printer) İlk kez gördüğümde çok şaşırmıştım. Merakla sordum açıp gösterdiler ne Bildiğimiz harfler ve ne de karakterler yoktu. Beyin dedikleri bir kafa harfleri ve satırları şimşek hızı ile oluşturarak kağıda basıyordu. Ne tahtadan oyma ve ne de kurşun halitasından kabartma hurufatta yoktu. Matbaalardaki Tipo’lar zaten çoktan yok olmuştu,şimdi artık Linotip Entertip’lerinde sonu gelmiş ve Gutenberg devrinin kapanacağını ve hurufat ile baskı makinelerinin, Gutenberg ile birlikte müzelik olacağını düşünmüştüm. Printer’ler dizgi ve baskı sistemini kökten değiştirdiği gibi,(daktilo) makinelerini de müzelik etmeye başladı. Küçük bir bilgisayar ve ona bağlı printer’in getirdiği kolaylığı,hızı ve rahatlığı,bu sistemi kullanmayanlar bilemez. Yazarlarımızın duayeni, Çetin Altan,daktilosundan vazgeçemediği için, neleri kaybettiğini bilemez. Daktilonun bir tuşuna yanlışlıkla basıldığında onu düzeltmenin ne kadar zahmetli olduğunu biliyoruz. Hele birde altında karbonlu kopya kağıdı varsa.

     Şu anda yazdığım klavyede yanlışlık yaptığımı anında ekranda görebiliyorum,düzeltmek çok kolay. Araya kelime ilave etmek,cümlenin yerini değiştirmek bir kaç tuşa basmakla anında oluşuyor.

     Hayatımıza bir kaç yıl öne giren icatların sonuncusu elektronik mektubu (e-mail) kullanıyorum. Yazdıklarım bitince elektronik yolla (digital) olarak gazeteme göndereceğim. Bunun için : (olay.gorus@cumhuriyet.com.tr) adresine (tık) lamam yeterli olacaktır. Anında ve olduğu gibi yazı,Cumhuriyet gazetesinin bilgisayarına geçmiş olacaktır.

     Yeniliklerin sonu gelmiyor. Uzaklardaki mesela Amerika’da bir kitabı,kredi kartı numarasını vererek satın alabiliyorum. Kitap elektronik ortamda (digital) olarak anında benim bilgisayarıma yükleniyor. Dilediğim kısımlarını veya tamamını basılı olarak printer den çıkarabiliyorum. Bazı yorumculara göre,biz henüz bilim denizinin kenarına ulaşmış durumdayız. Bu uçsuz bucaksız bilim denizine ancak elimizi ve ayaklarımızın bir kısmını ıslatabiliyoruz. Bilim ve teknoloji insan ve toplum hayatını hızlı b,r şekilde değiştirmeye devam ediyor.

     Teknolojik harikalar çığ gibi geliyor. Sayıları onları aşan elektronik ve bilgisayar meslek ve popüler dergiler dünyadaki yenilikleri günü gününe Türk okuyucularına ulaştırıyorlar. Çok geçmeden ithalatçı firmalar bu ürünleri, kapı, kapı dolaşarak pazarlamaya başlıyorlar.

     Telefon,televizyon ve bilgisayardaki bu değişimleri, kimileri zamanın yöneticisi, Turgut Özal’ın ileri görüşüne bağlıyorlar idi. Ama esas neden bu cihazların üretiminin el değmeden fabrikasyon olarak, yapılmasında aramak gerekir. Yıllarca önce ziyaret ettiğimiz bir JAPON tv. üretim fabrikasında, her 15 saniyede bir televizyon çıktığına şahit olduğumda, gelecekte nelerle karşılaşacağımızı düşünmeye başlamıştım. Üretim kolaylaştı. Bir yoruma göre fiyatlar paraşütsüz düşmeye kalite de jet hızı ile yükselmeye başladı. Uzakdoğu ve batının pazarlamacıları en yeni ürünleri günbegün uygun fiyatlar sunar oldular. Bu yüzden telefon ve diğer kitle iletişim araçlarımızın bolluğu ile gurur duymaya başlayanlarımıza sık, sık rastlıyoruz.

     Acaba gerçekte çağdaş iletişim araçlarının kullanma yoğunluğu ve sayıları Avrupa’ya göre bizde nasıl. Kendimizi geçmiş yıllarımızla karşılaştırdığımızda bir hayli ilerlemiş olduğumuzu görebiliyoruz. NTV de EKO-DİYALOG programını yöneten, Prof. Dr.Asaf Savaş AKAD ve ekonomist arkadaşları, “ geçen aya göre, bu ay iyiyiz,geçen üç ay dan bu yana ekonomimizde şu kadar ilerleme oldu.” Şeklinde görüşlere yer vererek,aralarında iyimserlik sözleri teati eder oldular. En uzun kıyaslama bir yıldan öteye gitmiyor bu programda. Kendimi kendimizle değil, dış alemle karşılaştırmamız gerekiyor.

     9.Cumhurbaşkanımız yılda ortalama yüzde 5 kalkınma hızımız var. Bir kaç yıl sonra, yılda yüzde 2 lik büyüyen Avrupa’yı yakalar ve geçeriz diyordu. Eski bir mühendis olan Demirel, şöyle bir küçük hesap yapmalıydı ; Ortalama kişi başına yirmi bin dolar geliri olan Avrupalı yüzde ikilik bir büyüme elden ettiğinde geliri 4000 dolar artarak, 24.000 dolara ulaşıyor. Kalabalık nüfuslu büyük Türkiye’de kişi başına düşen 3000 dolar, yüzde beş değil yüzde 10 artış elde etse bile ancak 3300 dolara ulaşabiliyor. Tüm varlığımız Avrupalının bir yılda ettiği ilave kazancın da altında kalıyor.

     Başta fakirliğimizin ve ona bağlı olarak diğer bütün sıkıntılarımızın ve maruz kaldığımız kötülüklerin ve hakaretlerin hepsinin temeldeki sebebi, toplumumuzun iyi eğitilmemiş olmasından kaynaklanıyor.

     Deprem kuşağında FAY hattı üzerinde çürük binalar yapmamız, yine eğitim sistemimizin yetersizliğinden. Depremden sonra, bir birleri ve hatta kendileri ile çelişkili ve korkutucu beyanlarda bulunan öğretim üyeleri daha önceleri nerede idi. Neden TV ye çıkıp yöneticileri ve bizleri uyarmadılar. Belediye başkanları,kontrol mühendisleri, kalfaları müteahhitleri iyi eğitilmiş ve çağdaş kişiler olsaydı bu kadar telefat vermezdik. İyi eğitilmiş bir toplum olsaydık, depremde ölen insanlarımızı doğru sayardık. Evlere kapandığımız halde nüfus tespiti yapamadık. Vah bize… Atatürk’ün kurduğu ve sonradan ilave edilen (KİT) Kamu iktisadi işletmelerinin önemli bir kısmı zararda veya kapanmak üzere.

     Fabrikalar ve tesisler kurduk ama bunları yönetecek ve işletecek beşeri kadroları yetiştirecek elemanları yetiştirmedik. Beşeri sermayeye gerekli önemi vermedik.

     Toplumumuzun aldığı eğitim yıllarını, nüfusa böldüğümüzde kişi başına 4 yıl düşüyor. Biz henüz ilk okulu bile bitirmemiş bir toplum olarak Avrupa ile nasıl boy ölçüşürüz.

     Avrupa’da üniversiteler oluşurken, henüz Osmanlı devleti ortalarda yoktu. Aşiretler şeklinde göçebe olarak yaşıyorduk. Aradan yedi yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Osman ve Orhan beylerin yaşamını görmek isteyenler, bugün Bursa Uludağ’ın arka eteklerinde Büyük Orhan kasabasında gittiklerinde dünyaya kapalı bir eski zamanın insanları ile karşılaşacaklardır. Hepsi kibar, misafirperver,nazik insanlar. Çoğunun adı ya Osman ya da Orhan. Elektrik ve telefon direkleri olmasa kendinizi orta çağda sanırsınız. Oralarda zaman durmuş sanki.

     1210 yılında başlayan Üniversiteler,gelişerek önce Rönesans’ı sonra aydınlanmayı,bilimi ve sanayileşmeyi getirdi. Osmanlı haçlılar nedeniyle kapılarını,batıya kapadığı için dünyada olup bitenlerden habersizdi. Medreselerin sayıları ve kapasiteleri azdı. Dünya ile fazla ilgilenmezlerdi. Ahrete ve gelecek olan, o bir dünyaya yönelik eğitim veriyorlardı. Batılı, çağdaş eğitime Fransa’nın bir notası ile başlamıştık. HEMDE 500 yıl gecikerek.

     Batının eğitim kurumlarından habersiz olduğumuz için sanayi devrimine yetişemedik. Zenginleşemdik,fakir kaldık. Bu gün batıda yeni bir devrim daha başladı. Bu, İletişim ve telekomünikasyon devrimi, yeni bir devrim. Matbaadan ve sanayi devriminden çok daha büyük değişikliklerle dünyayı sarıp kucaklıyor. Biz bu devrimin seyircisi veya sadece kullanıcısı olarak kalamayız. Batıya yetişmek sadece batılı gibi bir eğitim vermekle olur. Bizde tüm eğitim kadrolarında nicelik ve nitelik sorunu var. Verdiğimiz eğitimin kalitesi iyi değil miktarı da çok az.

     Anayasamız eğitim görevini devlete vermiş. Devlet, eğitimin her kademesinde, talebe cevap veremiyor. İlköğretim mecburi olduğu halde bugün 9 milyon okuryazar olmayan tamamen cahil, insanımız var. Ayrıca 8 milyon yetişkin yurttaşımız da hiçbir diploması olmadığı halde okur yazar olduğunu beyan ediyor, nüfus sayımlarında. Her yıl bir milyon genç üniversite kapılarından geri çevriliyor. Yurtdışında eğitim gören 50.000 den fazla öğrencimiz var.

     Okuyucularımızı sıkmamak için rakam ve istatistik vermeyi düşünmemiştim. Buna rağmen küçük bir cetvel sunuyorum. DİE verilerine göre ; 49 milyondan oluşan yetişkin nüfusumuzun eğitim düzeyi şöyle sıralanıyor. Okuryazar olmayanlarla, diploması olmayanlar yüzde ; 35
İlköğretim mezunları yüzde ; 54
Lise ve dengi meslek okulları mezunları yüzde ; 8
Yükseköğretim görenler toplamı yüzde ; 3


     Bu gerçekler karşısında top yekun bir eğitim reformu ve seferberliği kaçınılmazdır. Bu konuda yaptığım araştırmanın bir özetini CUMHURİYET’ in aydınlık okuyucularına sunacağım. Yukarda özetlediğim gerçekler ve ayrıca eğitim reformu konusunda görüşü ve soruları olan okuyucuların ;( Latmut@bilgi.edu.tr) adresine bildirmeleri bizi güçlendirecektir.