Tek Tip Adam Yetiştirmenin Zararları

geri dön

YÜKSEKÖĞRETİM KURULU ÜYELERİNİN,
CUMHURBAŞKANI DEVRE DIŞI BIRAKILARAK İKİLİ
KARARNAME İLE ATANMASI ANAYASAYA AYKIRIDIR

 

İktidar ortakları gelişip çoğalmakta olan Atatürk Cumhuriyet’inin özerk ve Laik üniversitelerini tamamen kendi kontroluna alınmak istiyor.

Üniversitelerin idari ve mali yönetiminde söz sahibi olan Yükseköğretim Kurumu Kanunu başlangıçtan bu yana sürekli olarak eleştirilere muhatap olmaktaydı.

Bu Kurumu, dolayısı ile üniversiteleri kontrol altına almak için (YÖK) üyelerinin seçilmesinde Cumhurbaşkanını devre dışı bırakarak ikili kararname ile atanması isteniyor.

Acele ile hazırlanan ve Bakanlar Kurulunda görüşülmeden TBMM komisyonlarından geçirilen yeni yasa tasarısı, YÖK üyelerinin seçilme biçimi hakkındaki (..........Cumhurbaşkanınca atanan ve Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur.) şeklindeki Anayasanın 131. Maddesi hükmune de aykırıdır.

Özerk üniversite için çaba sarf eden, Üniversite öğretim Elemanları Dernekleri, YÖK’ü hükûmete bağımlı hale getiren, iktidar partilerinin bu çalışmalarına karşı hiçbir tepkide bulunmadıklarını görüyoruz.  Ortalık toz duman halinde, daha sıcak ve canlı olaylarla ilgilendikleri için, sivil toplum örgütlerinden ve basından şimdilik bu yeni kanun tasarısı ile ilgili bir tepki gelmedi.

Çağdaşlaşma sürecine yeni giren, sayılan ve etkinlikleri az da olsa, geleceğimizin teminatı olan üniversitelerin iktidara bağımlı hale getirilmesi, onların bir çok fonksiyonlarının yok olmasına yol açacaktır.

Çağdaş eğitim öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirme yerine siyasi iktidarın istediği tipte insan yetiştirmeye yönelecek bir yükseköğretimin sakıncalarını düşürmek bile dehşet verici.

Özerkliği zedeliyor gerekcesi ile başlangıçtan beri 2547 sayılı YÖK yasasını eleştiren öğretim elemanları dernekleri ve bazı kuruluşlar, Meclis Komisyonlarında görüşülmekte olan yeni YÖK yasa tasarısı değişikliği yüzünden yağmurdan kaçarken doluyor tutulmuş gibi, sessiz bir bekleyiş içinde olduklarını görüyoruz.

Altıyüz yıllık İmparatorluk döneminde çağdaş ve modern, dünyevi bir eğitiminden nasibini alamıyan Türk toplumu, bir geriye dönüşe doğru götürülmek isteniyor.
- 2 -

 

Avrupa’da, üniversiteler Osmanlı İmparatorluğundan önce kurulmaya başlamıştı.  İkiyüz yıllık bir çekişmeden sonra Rönesansla birlikte kilisenin egemenliğinden kurtularak batı medeniyetinin doğusunda önemli rol oynamışlardı.

Bizde Cumhuriyet’e kadar varolan medreseler sayıca etkili olmaktan çok uzak olduğu gibi uhrevi eğitim verdikleri için insanları bu dünyaya değil öteki dünyaya hazırlıyordu.

Modern eğitim veren çağdaş okullar 1876 tarihli ilk anayasamızdan sonra kurulmaya başlandı.  Böylece beşyüz yıllık bir gecikme ile ülkemiz evrensel eğitim kurumlarına kavuşuyordu.  Meşrutiyetten sonra başlayan okullaşma, Cumhuriyet ile büyük bir ivme kazanmıştı.

Bugün modern kolej, ve üniversiteleri ile bilim ve teknolojiyi yakalamaya çalışan Eğitim Sistemimizi, bugün iktidarda bulunanlar belli ideolojileri için ele geçirmeye ve yönlendirmeye çalışmaktadırlar.

Uluslararası üniversiteler birliğinin tarifine göre, üniversiteye tanınan “özerklik” keyfilik ve sorumsuzluk değildir.  Siyasal iktidarların, ideolojilerine ve eğilimlerine karşı üniversiteye tanınan bir güvencedir.

Üniversite’nin özerk olabilmesi için:

-           Kendini ilgilendiren bütün seçim ve atamaları kendi yapabilmeli,

-           Öğrencilerini kendisi seçebilmeli,

-           Eğitim ve araştırma programlarını kendisi yapabilmeli,

-           Kendi bütcesini en geniş yetki sınırları içinde istediği gibi kullanabilmeli.

Üniversitelerimizin işleyişi ile az da olsa  ilgilenenler bu şartlar karşısında bizde özerk üniversite olmadığı sonucunu çıkarabilirler.  Hatta daha ileri giderek üniversitelerimizin ülke kalkınmasındaki rolü ile ilgili kötümser yorumlar da  yapabilirler.

Sırası gelmişken, bir örnek vermek üzere, ABD Eğitim Bakanlığının 1979’da kurulduğunu ve Taşrada hiçbir teşkilatının bulunmadığını kaydedelim.

Amerikan Merkezi hükûmeti genelde eğitimle ilgilenmez.  Gerektiğinde okullara arazi temini ve sakatların eğitimi ile geçmişte ilgilendiği olmuştu.

 

 

 

 

 

 

 

- 3 -

Başkan Reagan döneminde Merkezi hükûmetin okullarla ilgilenmesinin dolaylı olarak eğitimin kontrol edilebileceği yolunda bir tehlikeye yol açacağını ileri süren Cumhuriyetciler, hükûmetin eğitime karışmasını istemiyorlardı.

Hükûmetin dışında ABD’de okullarla doğrudan ilgilenen 500 den fazla gurup ve kurum vardır.  Eğitimle dolaylı olarak ilgilenen gurupları da hesaba katarsak bin kadar gurubun eğitim ile ilgili politikaları etkilemeye çalıştıklarını gürüyoruz.

ABD de üniversiteler, Hükûmetin değil meslek kuruluşları ile birbirlerinin kontrolunda sanayi ve iş aleminin istediği elemanları yetiştirmektedir.

Amerikanın zenginliği ve dünya liderliği konusundaki üstünlüğünü, yüksek- öğretim çağındaki nüfusun yüzde yetmiş beşinin bu özerk yükseköğretim kurumların da eğitilmiş olmalarına bağlayabiliriz.

Hükûmetler gelip geçici, üniversiteler köklü ve kalıcı.  Onlara kendilerini geliştirebilecek bir ortamı sağlamaktan başka hükûmetin müdahalesi olmamalı.  Yoksa yazık olur emeklere.

 

 

 

LATİF MUTLU
İstanbul Bilgi Üniversitesi Kurucusu