Tevhidi Tedrisatın Yıl Dönümünde

geri dön

Eğitimin Birliğine artık gerek kalmadı

Yetmişiki yıl önce bugün, Atatürk devrim taşlarından biri olan “Tevhidi Tedrisat” (Öğretimin Birliği) kanunu 13 Mart 1925’de  yürürlüğe konulduğumda Cumhuriyetimiz henüz altı ayını doldurmamıştı.

Büyük bir gereksinime cevap veren yasanın amacı İmparatorluğun dine dayalı uhrevi eğitimi yerine Laik ve Modern bir eğitim sistemi oluşturmaktı.  Bu amaca ulaşmak için bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bnağlanmış Medereseler ve mahalle mektepleri gibi çağdaşı kalmış eğitim kurumları tasfiye edilmiştir.

1950’ye kadar fonksiyonunu ödünsüz sürdüven kanun, Demokrat parti zamanında dışlanmaya başlandığı için 1961 Anayasası “Devrim Kanunu” nitelemesiyle, Anayasanın teminatı altına almıstır.  1982 Anayasamız da aynı gerekçe ile bu kanunu korumaya aldı ise de “Devrim” yerine inkilâp kanunu olarak kabul ediyordu.

Anayasanın güvencesinde yürürlükte olan bu kanunun bugün için ne yazık ki hiç bir fonksiyonu ve geçerliliği kalmadı.  Eğitimin birliği yıkılmış Laikliği de kalmamıştır.

Gerçekten bugün için böyle emredici şekillendirici yasaya hiç ihtiyaç yoktur.  Dahası böyle bir yasa toplumun ilerlemesi ve çağdaşlaşması için engel olarak görülmektedir.

Türkiye’nin modernleşmesine, giyim kuşamdan yazıya, takvime ve yaşamın her evresinde yirmibeş yıl etkisini sürdüren bu “Tevhidi Tedrısat” Eğitimin birliği kanunun gerekcesini anlayabilmek için kanundan önceki Eğitim sistemine bakmamız gerekiyor.

Cumhuriyet Öncesinde Eğitim

Osmanlı Devletinin Eğitim sorunu yoktu.  Kendine lazım olan personeli Saray içinde eğitiyordu.

Devlet, ülkede tek bir okul açmaz, yol ve körüden başka bayındırlık işine de girmezdi.  İmar da eğitim de halkın görevi idi.  Toplumun varlıklı kişileri, kurdukları vakıflar yoluyla, mektepler medreseler açar, cami, sebir han ve hamamlar yaptırırlardı.

Medrese ve Mahalle Mektepleri ihtiyaca cevap verecek sayı ve kapasitede değildi.  Bunlar okuma, yazma, kuran ve seriat ile dini bilgileri yorumsuz ezberletiyordu.  Felsefe, hesap, biyoloji gibi dersleri programlarında yoktu.

Büyük bir yenilik olan tanzimat fermanında da eğitimle ilgili tek bir cümle yoktu.

Ancak 1856’larda çıkarılan islahat fermanı eğitimin farkına varmıştı.  Ardından gelen 1876 tarihli Anayasamızda Eğitim tam anlamıyla ilerici ve çağdaş bir kurum olarak serbest ve gerekli kılınmıştı.

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yılı olan onüçüncü yüz yılda kurulan Avrupa üniversitelerinin kuruluşundan haberi olmayan Osmanlı Sarayı, Avrupa’nın her yerinde meydana çıkan ve toplumu ilerleten üniversiteleri zamanında görememişti.

Eğitime Batı’dan 500 yıl geç başladık

Ordunun Avrupa’nın karşısında art arda yenilgiye uğraması ve toprak kaybedilmeye başlanması üzerine aydın ve cesur çevrelli “Avrupa’ya Ayak Uydurmalıyız” demeye başladılar.  Yönetim çare aramaya başladı.  III. Selim Avrupa Başkentlerine elçiler gönderdi ve Haliç’te ilk kez batı tipinde kara ve deniz sınıfı için askeri mühendis okulları açtırdı.  Böylece toplumumuz geçde olsa 500 yıl sonra batılı anlamda çağdaş okullarla tanıştı.

Daha başka yenilikler yapmak ve orduyu modernleştirmek isteyen bu öncü ve devrimci Padişah, gericiler tarafından, Osmanlı geleneğini ve dini tehlikeye düşürecek endişesiyle (kabakcı) isyanında ayaklananlar tarafından boğularak yok edilmişti.  Buna rağmen yenilenme ve çağdaşlaşma durmadı.  Yeni modern okullar ülkenin her yanında giderek çoğaldı.  Anayasa teminatı ile, bugün hala var olan çok iyi okullar açıldı.

İmparatorluğun son yıllarında II Mesrutiyet döneminde de Medreselerin islahı yönünde çalışmalar oldu ise de Genç Türkiye Cumhuriyet’in devrini tamamlanmış ve gereğinden fazla uzun yaşamış olan bu Medreseleri 3 Mart, 1925’de tarihe gömmüştü.

20. Yüzyıl Biterken Eğitim

Çağdaş dünyada hükümetlerin Eğitime yön vermesi uygun görülmüyor.  Demokratik yönetim sır ile ve seçimle olduğu için, belli bir süre için seçimle yönetimi ele alan belli bir gurup veya partının kendi düşüncesinde bir eğitim sistemi oluşturmaya hakkı yoktur.  Her gelen yeni hükümetin yeni usul ve yöntemlerle eğitimi yönlendirmeye çalışması eğitime büyük zarar verir.

Amerika Birleşik Devletlerinde Eğitim Bakanlığı 1979’da kurulmuştur.  Taşrada hiç bir teşkilatı yoktur.  Öğretmen tayini ve programlara karışmaz.  Ama ülkedeki her vatandaşın 17 yaşına kadar tamamen parasız bir eğitim görmesini sağlamak için gerekli önlemleri alır.  Yüksek öğrenimde önemli ve yeterli burs olanakları sağlar.  Gençlerin %75’I bir yüksek öğrenimden geçer.
Ülkemizde yeni gelen Milli Eğitim Bakanları sanki mecburmuş gibi bir iz bırakmak için bir yenilik yapmak için sistemi değiştirmekte olduklarını yıllardır dehşetle izliyoruz.

Tevhide Tedrisat kanunu, askeri okulların dışındaki tüm okulları Milli Eğitim Bakanlığına bağlamış, Şer’iye ve evkaf vekaleti ile özel vakıflara ait tüm okulları, Milli Eğitim Bakanlığına bağlamıştı.

Bugün etrafa baktığımızda on ayrı Bakanlık veya kuruluşun kurduğu okulların sayısının 360 geçtiğini ve buralarda 67 bin öğrencinin Milli Eğitime bağlı olmadan eğitildiğini görüyoruz.

Diğer taraftan sayıları 50 veya 60 bini aşan Kuran kursları 450 Medrese Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olmadan genç dımağları şekillendirmeye aralıksız devam etmektedir.  İşin garibi Diyanet İşleri Başkanı da bu işten dert yanmakta özel kuran kurslarının ne yaptıklarını bilmiyoruz diye başına dert yanmaktadır.

Bütün bunlara sağlıklı bir eğitim yoluna gireceğimize olan inancımız hiç sarsılmadı.  Yeterki temel Eğitim ödünsüz sekiz yıl olsun.  Meslek Lisesi mezunları da, yüksek öğrenim da ancak temel eğitim aldıkları branşta olsun.

 

 

LATIF MUTLU
Bilgi Üniversitesi Kurucusu