Türkiyenin Kaynaklarına Bir Bakış
Eğitimde Fakir Bir Ülkeyiz

geri dön

Türkiye dünya coğrafyasına bakıldığında ılıman kuşakta ve dünya haritasının tam orta yerinde görülüyor. Üç tarafı, içi balıklarla dolu denizlerle çevrili. Verimli toprakları, billur ırmakları, buzdan kaynakları var.

Yeraltı maden kaynakları dünyayı kıskandıracak kadar, bol ve zengin. Demir yatakları yanında, dünyada ikinci zenginlikte krom yatakları var. Krom gibi stratejik ve ender bulunan BOR mineralinin dünyadaki en büyük yatakları Türkiye’de. Balıkesir Bandırma’da.

Cam sanayinin ikinci tüketim kalemi olan soda, yurdumuzda doğal olarak bulunuyor. Kömür için kazı yapılırken tesadüfen bulunan Doğal Soda (TRONA) Ankara Bey pazarında.

Ağır sanayinin vazgeçilmez madeni, Wolfram Uludağ’ın tepesinde, çok değerli ve ender görülen, Molibden minerali de, Uludağ’ın arka eteklerinde.

Doğaldır ki, “Cumhuriyet” Gazetesinin aydın okuyucularınca ülkesi ve ülkesinin zenginlikleri en ince detayına kadar bilinmektedir. Burada ülkemizin zenginliklerini anımsatmanın amacı ne olabilir diye merak edenler olacaktır.

Konuya girmeden birde, kısaca orman zenginliğimize bir göz atalım. Ülkemizin yüzde 26’sı ormanlarla kaplı. 20 milyon hektar ormanımız var. Yarısına yakın bir kısmı bozuk ve az verimli, 10 milyon hektar iyi vasıflı ve verimli.

Turistik plajları, yaylaları ruha huzur veren dağları bitmez tükenmez estetik güzellikleri saymadan geçebiliriz, ama bu topraklarda bizden önce yaşamış atalarımızın bıraktığı paha biçilmez tarihi eserleri ve kalıntıları görmezlikten gelemeyiz.

Özetleyerek yukarıya aldığımız, bu bilgileri okul sıralarında iken öğrenmiştik. Ülkemizi çok sevdiğimiz için, gurur verici, cesaretlendirici ve Türkiye’nin gücünü belirleyen bu değerleri unutmadık.

Rivayet edilir ki, Yaşar Kemal Mehmet Faruk Gürtunca’nın Anadolu isimli şiirini, henüz Adana’da ilkokulda iken, bir arkadaşı ile birlikte okuduklarında, şiirin etkisinde kalarak büyüdüklerinde ANADOLU ya gitmeye karar vermişler. Bu güzel şiirin ilk dört mısraları şöyle:

Sen ne güzel bulursun       Billur ırmakları var,
Gezsen Anadolu’yu            Buzdan kaynakları var,
Dertlerden kurtulursun       Ne hoş toprakları var,
Gezsen Anadolu’yu.           Gezsen Anadolu’yu.


Gülerken köylü kızları       Derde şifa bulursun,
Güler sanki yıldızlar,         Halkta vefa bulursun,
Ne kalbin, gönlün sızlar    Kim der cefa bulursun
Gezsen Anadolu’yu.         Gezsen Anadolu’yu.

Hayal alemi böyle. Yaşar Kemal, Anadolu’da görmek istediklerini göremeyince, yeni kahramanlar yaratmak üzere roman yazarak ülkeyi tanıtmaya yöneldi.

Okuldaki bilgileri ve yazarları bir yana bırakıp konuya dönelim.

Gerçekten Türkiye Dünyanın neresinde. Bütün ihtişamı ve heybetiyle hep aynı yerde doğu uygarlığı ile batı uygarlığı arasında, çok stratejik bir konumda. Eski uygarlıkların çok bol olduğu ülkede yeni bir uygarlık oluşturarak ilerlemekte ve yükselmekte.

Cumhuriyetin 75. Yılında Cumhuriyetin eserlerinin envanterini gördük. Nereden nereye gelmişiz. Şu kadar okuldan bu kadar okula, nüfusa uçağa, trene, her şeyimiz artmış ve artmakta. Bir önceki yıla göre daima ilerdeyiz. Kalkınma hızı, son 10 yılın ortalaması yüzde 5,5. Avrupa Birliğinde ise bu ortalama yüzde 2 de kalıyor.

Oh ne ala! Bir kaç on yıl sonra biz de Avrupa seviyesine ulaşır ve keyifli bir yaşama kavuşuruz.

Avrupa cidden güzel yaşıyor. Bu yer yüzünde, bizden 10 yıl daha fazla kalma şansları var.

Almanya’da Frankfurt’taki bir fabrika işçisi Alman, veya büro memuru, hafta sonu Lufthansa’ya atlayıp İstanbul’a gelerek, Hilton’da iki gün dinlenir, Pazartesi işine dönebilir. Yapacağı masraf onun bütçesini sarsmaz.

Bizde değil bir işçi veya memur, İstanbul Valisi veya İstanbul Üniversitesi Rektörü, hafta sonunu Frankfurt’ta geçirmeyi aklından bile geçiremez.

İşi dedikoduya götürmeden sadede gelelim…., diyorum ama, bir kaç noktaya temas etmeden, yine konuya geçemeyeceğim galiba.

Sahi, okulda bize öğretilen ormanlarımız ne durumda? Yine 20 milyon dekar mı? Bilemiyoruz?

Ormanlarla ilgili olarak bilinen bir gerçek şu: ormanlarımızı bakım, muhafaza, koruma, yenileme ve işletme için teslim ettiğimiz “kurumlar”, her yıl olduğu gibi geçen yıl da zarar ettikleri için devletten tam, 24 trilyon TL almışlardır. Üstelik ormanları kesip biçerek, odun ve tomruk olarak sattıkları ve ihraç ettikleri halde.

Maden işlerimiz, Türkiye’nin geri kalmışlığının bir belgesi. Bazı düşünürler madenlerin ham olarak, topraktan çıktığı gibi ülke dışına ihracını geri kalmışlığın bir özelliği olarak kabul etmektedirler.

Bor mineralleri, ham ve yarı mamul, Molibden, Wolframı tamamen ham olarak ihraç ediyoruz.

Dünyanın Rodezya’dan sonra en zengin kromlarını ham, ve az bir kısmını da yarı mamul (Ferro krom) olarak ihraç ediyoruz.

Doğal soda (Trona) ya el sürmeye cesaret edemiyoruz Dünya Tröstleri bizi şaşırtıyor ve yanıltıyor. Eğer bir gün Trona’ya bir mühendis grubumuz işletecek olsa Asya ve Avrupa (soda) piyasasının tamamı elimize geçmiş olacak. Bilinen yatakların zenginliği 200 yıl Asya ve Avrupa’ya yetecek kadar.

Hiç bir işlem yapmak gerekmiyor, kullanılması için. Pompa ile yeryüzüne çıkarılacak ham soda yıkanıp temizlenecek ambalajlanıp sevk edilecek durumda. Ama şimdilik böyle duruyor. Ben inanıyorum ki ülkemizde hızla artan üniversitelerin, yetiştireceği mühendisler yakın bir tarihte bu madeni işletecekler. Yeter ki üniversitelerimiz çoğalsın ve piyasanın beklediği girişimci, işletmeci ve teknik personelimizi yetiştirsin.

Madenlerimizin işlenmeden ham madde olarak ihracı, ormanların, KİT gibi devlete yük olması, doğal zenginliklerimiz ve turistik yerlerimizin gereğince değerlendirilmemesi, kişi başına düşen milli gelirin azlığı, gelir dağılımının bozukluğu, terörün yükselişi ve diğer bütün olumsuzlukların temelinde ülkemizdeki Eğitimin yetersizliği yatmaktadır.

Genel eğitim düzeyimizin 3.5 yıl olduğunu hesaplayan ve hala ilkokulu bitirmediğimizi öne şüren görüşler var.

Kesin olan 9 milyon okur yazar olmayan vatandaşlarımızın varlığı, yükseköğretimde okullaşmanın yetersizliği.

ÇOK SAYIDA EĞİTİLMİŞ İNSANA GEREKSİNİM VAR

İlköğretim ve ortaöğretim görmüş insanlar, sanayi devriminde ve devamında yeterli idi.

Bilgi çağındayız, bu iki eğitim kurumu artık, temel eğitim durumunda. Lise mezunları geçimlerini sağlayacak bir beceri ve yeteneğe sahip olmadan hayata başlamak zorunda kaldığı için, mezunların %15'i işsiz. Diğer büyük bir kısmı ise, gizli işsiz. Üretime katkıları küçük.

Yüksek öğretim çağındaki gençlerimize bilgi ve beceri kazanmaları, bir sanat veya iş, veyahut daha yüksek bir yetenek kazandırmak için, çok miktarda okutmalıyız. Okumak isteyen her gence dilediği dalda okuma olanağı verecek yükseköğrenim kurumlarını açmalıyız.

Yükseköğrenimde okullaşma oranı %50 ye ulaşıncaya kadar insan kaynaklarımızı okutmalıyız.

Halen, bunların ancak %25 ine bu olanağı verebiliyoruz.

Atatürk'ün özlemini duyduğu ve hedef olarak bize gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için, yükseköğretimde okullaşma oranı %50 olmalı. Yükseköğretimde çeşitli dallarda halen 1.250.000 öğrencimiz var. Bu sayıyı ilk hamlede, daha fazla gencimizi telef etmeden, hemen 2.5 milyona çıkarmalıyız.

Dünya yükseköğretimde gelişmeler:

DÜNYADA YÜKSEKÖĞRETİMDE GELİŞMELER
DÜNYA ORTALAMASIOKULLAŞMA ORANI %
19851995
DÜNYA ORTALAMASI12,916,2
TÜRKİYE GENEL 11 21
TÜRKİYE AÇIKÖGRETIM8,612,2
GELİŞMİŞ ÜLKELER39,359,6
KUZEY AMERİKA61,2 84
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER6,58,8
AZGELİŞMİŞ ÜLKELER2,53,2
TÜRKIYE'DE ÖGRENIME GÖRE AILELERIN ORTALAMA GELIRLERI
EGITIM DÜZEYI FERT SAYISI MILYON TL. DOLAR$
OKURYAZAR DEGIL 4.439.868 30 1.004
OKURYAZAR, OKUL BITIRMEDI 1.858.834 57 1.325
ILKOKUL 14.768.515 68 2.308
ORTAOKUL 2.244.801 87 2.915
ORTADENGI MESLEK 31.379 66 2.231
LISE 2.420.557 135 4.550
LISE DENGI MESLEK 546.770 107 3.612
YÜKSEKOKUL 1.301.763 268 9.016
MASTER 31.128 585 19.704
 
BAZI OECD ÜLKELERINDE KAMU BÜTÇESINDEN EGITIME AKTARILAN PARALAR
ÜLKELERÖGRENCI BASINA KISI BASINA
A.T.ORTALAMASI 6.585 -
OECD ÜLKELERI 5.936 -
DÜNYA ORTALAMASI 3.370 -
ABD 16.262 1.390
ALMANYA 8.897 1.250
FRANSA 6.569 1.242
ITALYA 5.013 1.079
YUNANISTAN 2.716 214


Açıköğretimi saymazsak dünya ortalamasının altında kalıyoruz. Ancak Açıköğretimin yardımı ile dünya ortalamasına ulaşıyoruz. Avrupa çok uzaklarda.

EĞİTİM DEVLET BÜTÇESİNİN KARŞILIYAMAYACAĞI KADAR PAHALI

Bilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak, yükseköğretime talep artıyor. Aynı zamanda altyapı için gerekli olan araç gerecin çeşitliliği ve değerde yüksek oluşu, eğitimin maliyetini arttırıyor.

Avrupa'da nüfus bakımından bize yakın 4 ülke ile karşılaştırma yaptığımızda karşımıza ibret verici tablo çıkıyor.

EĞİTİM HARCAMALARI KARŞILAŞTIRILMASI KAMU
ÜLKELERÖĞRENCİ BAŞINA YILDA $KİŞİ BAŞINA YILDA $BİN NÜFUSTA ÖĞRENCİ SAYISIKAMUNUN EĞİTİM HARCAMASI MİLYAR $
ALMANYA5.6638902.77064
FRANSA4.9651.1082.65595
İNGİLTERE4.564 7701.54348
İTALYA4.5739212.18253
TÜRKİYE1721121.1126


Kaynak: EĞİTİMİN EKONOMİSİ; LATİF MUTLU, ISTANBUL 1999

KAYNAK: EĞİTİMİN EKONOMİSİ, LATİF MUTLU, İSTANBUL
29-07-1999

Bu tablo durumumuzun fakirliğini ve çaresizliğini açıkça gösteriyor. Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya nüfus bakımından yaklaşık aynı,yine aynı iklim kuşağında ve bize göre hepimiz Avrupa’dayız. Ama bu ülkeler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bütçesi kadar bir parayı insan kaynaklarını yetiştirmeye harcıyor. Diğer bir kanıt daha görebiliriz. Yayına hazırlanmakta olan EĞİTİMİN FİNANSMANI adlı kitabımızdan bir alıntı yaparak başka bir karşılaştırmayı aşağıya alıyoruz.

BAZI OECD ÜLKELERİNDE KAMU BÜTÇESİNDE EĞİTİME AKTARILAN PARALAR
ÜLKELERÖĞRENCİ BAŞINAKİŞİ BAŞINA
A.T. Ortalaması6.585 -
OECD Ülkeleri5.936-
Dünya Ortalaması3.370-
ABD16.2621.390
Almanya8.8971.250
Fransa6.5691.242
İtalya5.0131.079
Yunanistan2.716214
Türkiye75582


Bu tablo da böyle. İşte biz böyleyiz. Başka nasıl olabiliriz. Pekala işlerimiz ilerliyor, ülke her yıl %5.5 zenginleşiyor daha ne isteyelim diyemeyiz çünkü dünyadan ve Yunanistan'dan geri kalıyoruz. Onların %2 kalkınması bizim %100'ümüzden fazla. Peki ne yapalım?

YÜKSEKÖĞRETİMLİ İNSANLARIN ÇOKLUĞUMU EKONOMİYİ YÜKSELTİYOR, YOKSA EKONOMİ YÜKSEK OLDUĞU İÇİNMİ, OKUYANLAR ÇOK

Dünya ülkelerinde, yükseköğreniminde okullaşma oranları sıra ile alt alta yazsak, karşısına da o ülkede kişi başına gayri safi milli gelirini yazsak, bu iki değerin paralelliğini açıkça görebiliriz. Ek Tablo I

Fert başına milli gelir azalıp veya çoğaldıkça, yükseköğretimde de okullaşma oranı aynı şekilde azalıp veya çoğalıyor. Bu ülkelerde üretime katkıda bulunan insanların, yani yükseköğrenim görerek beceri kazanmış iş ve meslek sahibi kişilerin çokluğuna bağlı olarak ülkede gelir artışı oluyor.

DİE'nin yaptığı 1994 tarihli hane halkı geliri, anketinin sonuçlarına göre Türkiye'de öğrenime göre, ailelerin ortalama gelirleri;

TÜRKİYE'DE ÖĞRENİME GÖRE AİLELERİN ORTALAMA GELİRLERİ
EĞİTİM DÜZEYİFERT SAYISIMİLYON TLDOLAR $
Okuryazar değil4.439.86830 1.004
Okuryazar, Okul Bitirmedi1.858.834571.325
İlkokul14.768.515682.308
Ortaokul2.244.801872.915
Ortadengi Meslek31.37966 2.231
Lise2.420.5571354.550
Lise Dengi Meslek546.770107 3.612
Yüksekokul1.301.7632689.016
Master31.12858519.704
Doktora20.45744915.125
TOPLAM VE ORTALAMA27.664.088802.689


Açıkça görüyoruz ki, eğitim düzeyi yükseldikçe fertlerin gelirleri artmakta. İstatistikler ve gerçek hayat fertlerin eğitim seviyesi yükseldikçe gelirlerinin arttığını gösteriyor. Fertler zenginleştikçe ülkede zenginleşiyor.

Yükseköğretimde okullaşma oranı arttıkça, ülke nüfus oranında yavaşlama olmaktadır. Ayrıca yaşam süresinde artmaktadır.

Geçen hafta Cumhuriyet gazetesinde, değerli yazar ve şair Demirtaş Ceyhun'un 4 gün devam eden bir yazısı çıktı. Orada gerçeği yansıtmayan ayrıca bugünkü çağdaş dünyanın gidişine uymayan görüşler vardı. Bu sebepten dolayı o yazı dizisiyle ilgili bir açıklama yapma zarureti doğmuştu.

DEMİRTAŞ CEYHUN'UN GÖRÜŞLERİ GÜNCEL DEĞİL

Demirtaş Ceyhun'un şiirsel kitaplarla gönülleri fethederken öğünç kaynağı idi. Kitapları olduğu kadar yetiştirdiği evlatları da insanlığı aydınlatıyordu. Almanya'da parlamentoya girmeyi başaran Cem Ceyhun'un ünü buralara kadar geliyor. Doğaldır ki bu genç babasından ve devam ettiği okullardan iyi kazanımlar elde ederek yükseldi. Okumasaydı ne olurdu? Demirtaş Ceyhun, vakıf ve özel eğitime düşmanlık için kendini şartlandırmış ve sıkıntıya sokmuş. Birkaç ay önce, eski özel yüksekokulları karalayan bir dizi yazı yazdı. Neredeyse 30 yıl önce meydana gelen, yaşayan ve ölen o okulların ardından konuşmanın pek doğrusu kimseye faydası yok. Bizde "ölünün ardından konuşulmaz." diye bir deyim vardır, bu deyim bu konularda da geçerli.

Sayın Ceyhun bu kez yine eski özel yüksek okullarla birlikte bugünkü vakıflara karşı anlamsız bir karalama ve yakıştırma çabası ile ortaya çıktı.

Dört günlük yazı dizisinde, Eğitimin kalitesi, yararı ve gereğine hiç temas edilmeden sanki bilinen çok kötü bir olayı aktarır gibi davranıyor. Ona göre vakıf, kazanç ve YÖK izaha gerek kalmayacak kadar fena kurumlar imiş gibi bir tutum içersinde. Oysa ki bir Anayasal kuruluş olan YÖK’ün Türk eğitimine katkıları ortada. Sayın Ceyhun bunu Vakıf üniversitelerini görmeden, belirli bir tenkit konusu ortaya koymadan, ah! bunlar, yok mu şeklinde anlamsız yakınmalar yapıyor.

Demirtaş Ceyhun, 1968 kuşağının düşünce çemberinin dışına çıkamamış. Kısmi bilgilerle ülkenin candamarı kurumlarını haksız yersiz ve anlamsız bir şekilde karalaması boşuna. Zaman zaman nezaket kurallarını aşarak bir şeyler karalarken hiç yakışık almayan karikatürden yardım umarak yazısına anlam vermeye çalışmış.

Sayın Ceyhun, değerli bir yazarımız, eğer dünya eğitim konjüktürünü biraz takip etseydi 1968 deki düşüncelerinden vazgeçer, güzel şiirler yazar araştırmalar yapardı.

Böyle bir yazı dizisini yazmakla yükseköğretimin gücünü bilmediğini ortaya koymuş oldu.

Yazı dizisi biterken, benim Yönetim Kurulu Başkanı bulunduğum, Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfına kurulan, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin değerli Dekanının 35 yıl önceki görevinden doğan, düşüncesine de yersiz ve gereksiz olarak temas etmektedir. Demirtaş Ceyhun üniversitemizi ziyaret etseydi, doğru bilgiler alır ve böyle yanlış düşüncelere saplanıp kalmazdı.

Demirtaş Ceyhun’un yazısı dizisi boyunca, küçük düşürme amacıyla “Eğitim Tüccarlar” cümlesini kullanmakta. Ticaret ve kazancı eski Rus Sosyalistleri gibi hor görmektedir.

30-40 yıl önce, ticaret hayatı “yaygın” olarak, kabaran sosyalizm dalgasının her yerde yatacağı bir anakronizm gibi görülüyordu. Oysa anakronizm durumuna düşen sosyalizm oldu.

İkinci dünya savaşından sonra her yerde ticaret okulları kuruldu, yaygınlaştı. Bu okulların öğrettikleri ticari kavramlar ve ticari becerilerle toplumlara, kazanma ve kâr etme duygularını benimsettiler.

Son olarak, 1985 de Çin Lideri DENG söylediği “Zenginleşmek güzel şey” sözü, Çin’in ticaret toplumu yolunda yükselişini hızlandırdı. Yüksek teknoloji ve yoğun eğitime karşın Sovyetler, “Ticaret Toplumu” olamadıkları için “az gelişmiş” bir ülke olmaktan kurtulamadı.

Gelişmiş ülke olmanın yolu “TİCARET TOPLUMU” olmaktan geçer. Sayın Ceyhun artık bu gerçeği görmeli. Tüccarları izlemekten vazgeçmeli. İş yapan, üreten, hizmet veren, tüccarlar yerine yeni bir hobi olarak, VERGİ VERMEYEN TÜCCARLARI İZLEMELİ

DÜNYADA DA YÜKSEKÖĞRETİM PARALI

Yükseköğretim, eski Arnavutluk, İran, Afganistan ve Yunanistan gibi bazı ülkelerde parasız. Bu yüzden bu ülkelerde verilen eğitim yetersiz. Yunanistan gençlerden gelen yükseköğretim talebine cevap veremediği için 50.000 insanı ülke dışında eğitim olanağı arıyor. Aynı sebepten dolayı Yunanistan Avrupa Birliği'nin en fakir ülkesi. Doğudan Japonya'dan başlayalım. Japon mucizesi diye anılan üretim patlaması, Japon eğitim sisteminin bir başarısıdır.

Japonya’da 874 özel üniversiteye karşılık 300 civarında devlet üniversitesi var. Hepsi paralı. Devlet 500 alıyorsa, özeller 1000 alıyor. Japonya’da parasız yüksek öğrenim yok.

Çin Halk Cumhuriyetini ziyaretimizde, 627 üniversitesinin paralı duruma geçtiğini gördük. Internet’ten bu devrimin devam ettiğini okuyoruz.

Rusya ve bağlı devletlerde 180 den fazla özel üniversite kuruldu. 70’i Amerikalı girişimcilere ait. Hepsi paralı. 10 yıl önceki koyu Leninist yazarlar: “En önemli itici gücün para olduğunu kabul etmek zorunda kaldık” demeye başladılar.

İngiltere: görülmeye değer. Devlet, beş yıla kadar eğitimden tamamen çekilecek deniyor. Hem de Tony Blair’in ifadesiyle.

ABD: Lise sona kadar eğitim tamamen parasız. Kitap, taşıma, yemek, devletten, parasız veriliyor.

Ama yükseköğretime gelince, parasız hiç bir hizmet yok. Burs sistemi iyi çalışıyor.

Türkiye’ye gelince: Anayasa gereğince ilköğretim parasız olması gerekirken, devlet zorda olduğu için ilköğretim öğrencilerinden ve liseden para alınıyor.

Yükseköğretim, yasalarımıza göre paralı olması gerekirken parasız sürüp gidiyor. Yüzde beşlik bir katkı payı alınıyorsa da öğrencinin sağlık ve beslenmesine harcanıyor.

Demirtaş Ceyhun’un söylediği gibi Türkiye’de (özel üniversite henüz yok).

Vakıfların kurdukları üniversiteler: Tüzel kişiliğine haiz birer kurumlardır. Kanunla kurulan bu üniversiteler, Tüzel kişilik kazandıkları için, parasal yönden Kurucu Vakıfla ilgisi kalmıyor. Devlet üniversitelerinden farksız.

Ülkemizde 100 devlet üniversitesinin yanında 100 tane vakıf, şirket ve kişilere ait üniversiteler, serbest rekabet ortamında genç kuşakları yetiştirme yarışına girdiklerinde ülkemizin dünyadaki saygın yerini almaya başlayacağına inanıyoruz.

EĞİTİM OLMADAN KALKINMA OLMAZ

Bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmeler ikinci cihan savaşından sonra baş döndürücü bir hızla gelişti. Uluslararası İlişkiler karmaşık ve girift bir hal aldı.

Mal ve hizmet üretimi için, becerikli, uzman personele ihtiyaç var. Uluslararası İlişkiler ve ticareti ülke lehine yönetecek iyi yetişmiş aydınlara ihtiyaç var, madde sermayenin ve emeğin yerini bilgili insanlar, " İnsan Sermayesi " aldı.

Avrupa'da sanayi devrimi yaşanırken Osmanlı toplumu hiç ilgilenmedi, hatta habersizdi. Şimdi yeni bir çağ, yani " Bilgi " çağını yaşıyoruz. Bu çağı başlatan ve yaşatan ülkeler birbirleri ile yarış içinde.

Başta ABD ve Kanada yükseköğretim çagında ki nüfusun %80' ni bir yükseköğretimden geçiriyor. Buna rağmen Bill Clinton "En önemli sorunumuz eğitimdir" diyor ve 15 yıl süre ile peş peşe yapılacak eğitim reformlarıyla kaliteyi yükselteceğini ilan ediyordu.

Aynı şekilde Avrupa'da yükseköğretimde okullaşma %50-60'ları aştı. İngiltere daha kaliteli eğitim verebilmek için 5 yıl içinde tüm eğitimi özelleştireceğini ilan ediyor.

Rusya ve eski S.S.C.B.'nin yerine kurulan devletlerde yükseköğretimde okullaşma oranı yüksek olduğu halde yabancı uyruklu girişimcilerin okul ve üniversite açarak eğitimi daha yaygınlaştırmak için çalışıyorlar. Rusya'da Perestroika'dan sonra yabancıların kurduğu üniversitelerin hepsi paralı.

Japonya, Çin Halk Cumhuriyeti ve Fransa'nın 1995'ten beri eğitimde reform hareketi başlattıkları ve sürdürdüklerini Internet'teki Web sayfalarından görüyoruz.

Dünya ülkelerinde yüksek eğitim ile ekonominin ilişkisini gösteren Ek Tablo I' dedir. Burada açıkça şunu görüyoruz.

Bir ülkede yükseköğretimde okullaşma oranı ne kadar yüksekse o ülkede kişi başına düşen gelirde aynı oranda yüksek.

Eğitim seviyesi düştükçe gelirde azalıyor.

Bu tablo dünya nüfusunun tamamına yakın ve tüm ülkeleri kapsıyor.

Yayına hazırladığım : " Eğitim Sistemimizin Gelişmesi için Yasa Önerileri " isimli son kitabımda bu konu etraflıca incelenmiştir.

Ek Tablo 2: Eğitilmişlerin ( Yüksek ) daha kolay iş bulduklarını gösteriyor. Lise ve ortaokul mezunları hayatlarını kazanabilecekleri bir beceriye sahip olmadıkları için işsiz. Ailesine ve toplama yük 11.no.lu çizelgede yükseköğretim görenlerin %86' sının iş bulduklarını ve diğerlerinin istihdam sorunlarının daha fazla olduğunu gösteriyor.

Ek Tablo 3: de eğitim seviyesi yükseldikçe kişinin gelirinin arttığını açıkça gösteriyor, böylece en iyi iş bulan, en çok kazanan, en çok vergi veren yükseköğretimden geçenlerin arasında olduğu kanıtlanmış oluyor.

Yükseköğretim görenler çoğaldıkça nüfus artış hızı ve çocuk ölümlerinde azalma oluyor.

Yükseköğretimin gereği ve yararı için bu kadar bilgi yeterli.

Türkiye'de yasalarımız Eğitimin gelişmesine ve yaygınlaşmasına engel oluyor. Çünkü yasalarımız Lozan zaferinin verdiği şevk ve heyecan ile dışa kapalı olarak düzenlenmiş izlenimini veriyor.

625 sayılı Özel Öğretim kanunu yabancı girişimcilere kapalı olduğu gibi, yabancı uyruklu öğrencilere de kapalı…

Anayasamız tamamen devletçi bir düşünce ile yazılmış, üniversiteler devlet tekelinde.

Yapılan bir değişiklikle kar amacı olmayan Vakıflara Yükseköğretim Kurumu açma izni veriyor ise de yeterli teşvik olmadığından beklenen gelişmeyi göremiyoruz. Japonya'da üniversitelerin %70'I özel, bizde öğrenci sayısı bakımından %3.

Yükseköğretim paralı olmadıkça gelişmesi zor.

Yükseköğretimin kurumsal iki etkisi var:

a. Eğitim alanın bilgisi ve statüsü yükseldiği için toplum içinde itibarı ve geliri yüksek oluyor.
b. Eğitimli kişiler arttıkça toplumun kalitesi yükseliyor.

Bu nedenle eğitim için gerekli masrafları, ondan yararlanacak iki tarafın karşılaması gerekiyor.

Esasen Yükseköğretim kanunumuzun 46. Maddesi öğrenci katkı payı ile devlet katkısının yapılış şeklini düzenlerken: Devlet katkısının, Eğitimin maliyetinin yarısından az olmayacağını hükme bağlamıştır.

Eğitim giderlerinin en az %50'sini karşılamak durumunda olan devlet, bugün %95'I kadarını karşılamakta, öğrenci ancak %5'ini katkı payı olarak vermektedir.

İngiltere işçi partisi iktidara gelir gelmez "Parasız Yükseköğretim Devrinin Kapandığını " ilan etti. Halen İngiltere'de öğrencilerden yılda 1000 sterlin almaktadır. Beş yıl içinde real giderleri öğrencilerden alacaklar.

Türkiye'nin 1. sorunu Eğitim. Eğitim sorunu çözülmedikçe Türkiye'nin hiçbir sorunu çözülemez.

Sayın Demirtaş Ceyhun’un bu yıl ÖSS sınavı sonucunda elenip bir tarafa atılacak tam bir milyon gencimizin gelecekleri için bir düşüncesi var mı? Ne olacak bu genç insanlar. Yurt dışında öğrenim olanakları arayan 50.000 öğrencimizden haberi var mı?

Çağdaş bir eğitimi yerinde görerek değerlendirme yapması ve gelişen dünya şartlarına uyum sağlamak üzere eğitim sistemizin yönlendirilmesi için yapılan araştırmalar konusunda bilgi dirilmek üzere kendisini Vakfımıza davet ediorum.

Bu söz benim değil. MHP'nin seçim bildirgesinde aynen var. Ayrıca 18 Nisan seçimlerine giren 20 siyasi partiden 12'si de programlarında seçim bildirgelerinde MHP gibi Eğitimi Türkiye'nin öncelikli ve birinci sorunu olduğunu bildirmişlerdir.

Böylece Türkiye'nin, eğitiminin önünde duran engelleri kaldıracağı ümit etme hakkımız doğuyor.

Mecburi eğitim 8 yıla çıktığı için 5 yıl sonra üniversite sınavına gireceklerin sayılarında bir patlama olacaktır. Şimdi 1.5 milyon aday var. 2004 yılında yükseköğretim isteyenler 2 milyonu bulacaktır.

Bunu şimdiden düşünüp önlem almalıyız.


Not: Bu konuda karşı fikri olanlar veya daha uygun ve kullanılabilir fikirleri olanların düşüncülerini bildirebilecekleri adres:

a) Latif Mutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kuştepe 80310, Şişli, İstanbul
b) Faks: (0212) 216 2531
c) e.mail: latmut@ibun.edu.tr