Üniversitelerimizdeki Heyecan

geri dön

Üniversite rektörlerinin art arda yaptıkları açıklamalar ve uyarılar heyecan yarattı. Memur ve işçi sendikalarının yıllardan beri devam eden hak arama gösterilerine ve yürüyüşlerine halkımızda devletimiz de anlayışla karşılıyor ve tedirgin olmuyor.

Devlet Üniversitelerinin tamamına yakın bir kısmının, istemlerini kabul ettirmek için eylem planı içinde olduklarını açıklamaları ülkenin geleceği için kaygı verici boyutta görmek olasıdır.

Yıllardan beri son derece az ödeneklerle, sıkıştırılmış sınıflarda, modern ve çağdaş ders araç ve gereçlerinden yoksun olsalar da, genç dimağları aydınlatmaya çalışan, Üniversite yönetimini harekete geçiren, bardağı taşıran son damla ; araştırma fonlarının kaldırılacağı haberidir.

Araştırma fonlarının ülke ekonomisine katkısını ve işleyişini bilenlerin, Üniversitelerin bu hassasiyetini anlamamsı ve tepkisine hak vermemesi mümkün değildir.
ABD de 3000 üniversite varsa 6000 tane de araştırma kurumu vardır. Bu araştırma kurumlarının devamlılığını, kamu bütçesi sağlar. Araştırma kurumlarının sağladığı artı değerler fazlası ile ulusal ekonomiye ve kamu bütçesine katkılarda bulunur.
ABD Yüksek teknolojide uluslararası pazarda üstünlüğü, AR-GE çalışmaları ile elinde tutmaktadır. Kuzey Avrupa’da Finlandiya ve İsveç’in telefon ve kablosuz iletişim alanındaki araştırma ve buluşları ile ülkelerine büyük çaplı dış kazanç aktarmışlardır.
Uluslararası pazarda rekabet edebilecek nitelikte bir AR-GE çalışması yapabilmek için, başta nitelikli insan gücüne gereksinim vardır. Bunun ötesinde, modern teknik donanım ve bilgi erişim sistemlerinin varolması gerekir. Oluşturulacak AR-GE alt yapısının dünyada zaman içinde meydana gelecek yeni teknolojilerle beslenmesi ve yenilenmesi gerekmektedir.

Rektörlerimizin kesilmemesini istedikleri araştırma fonlarının, tamamının 10 trilyon lira ( 8 Milyon dolar) olduğu dikkate alınırsa, evrensel pazarda bunun çok küçük bir değer olduğu görülüyor. Bir de bu miktarın mevcut devlet üniversiteleri arasında, dağıtımı da söz konusu ise, önemi daha da azalıyor. Bu kadar az bir para ile dünya pazarlarına sürülebilecek mal ve düşünce üretmek bugünkü bilgilerimize göre mümkün değildir.
Kuşkusuz teknolojik üstünlüğün altındaki en büyük sürükleyici güç, insan kaynağıdır. Araştırma fonlarını kullanarak değer yaratacak ve sarf ettiği paranın geri dönüşünü sağlayacak insanları 80 kişilik sınıflarda, basit donanımlı laboratuarlarda yetiştirme olanağımız da yoktur.

IMF ye verilen niyet mektubu uyarınca diğer fonlarla birlikte, Araştırma Fonlarının da kaldırılacağı gündeme gelince, rektörlerce yapılan açıklamaların hiç birini kabul etmemek mümkün değil. Hepsi haklı, hepsi doğru. Hacettepe Üniversitesi Rektörü sayın Prof.Dr. Tunçalp Özgen’in “Eğitim düzeltilmeden, üniversiteleri iyileştirmeden Türkiye Cumhuriyeti sıkıntılarından kurtulamayacak” görüşü, ile en öncelikli soruna parmak basmaktadır.
Üç yıl önce, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından yayınlanan, (Türkiye’de Bunalım ve Demokratik Çıkış Yolları) isimli Proje raporunda, aynı görüşe yer verilmiş ve “Eğitim sorunu çözülmedikçe, hiç bir sorunumuza çözüm bulunmayacaktırdenilmişti.
Eğitim sistemimizin temel sorunu da, eğitimi besleyen fnansman kaynaklarının kıt ve yetersiz oluşundandır. Yıllardan beri birikerek devam eden bu kaynak yetersizliği nedeniyle,ülkemizde yetişkin insan kaynakları sıkıntısı çekilmektedir.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası her yıl yayınladıkları, İnsani Gelişmişlik Rapurunda (Human Devolopment Report) HDI deki sıralamada ülkemiz giderek daha alt sıralarda yer almaya başlamıştır.

Ülkelerin gelişmişliği, Birleşmiş Milletler uzmanlarınca üç ana kriter esas alınarak
Saptanmaktadır.
a) Yaşam süreleri ; Doğuşta beklenen ortalama yaşam süreleri
b) Zenginlik ; Kişi başına düşen reel gayri safi milli hasıla
c) Bilgi ; Okuryazarlık ve her kademede Okullaşma oranları

İnsanların ve ona bağlı olarak ülkelerin gelişmişliğini belirleyen bu üç faktörden, Bilgi diğer iki faktörün de belirleyicisi olarak etkin olmaktadır Bilgi olmadan, ne uzun yaşamın gizlerini ve ne de zengin olmanın metotlarını elde edemeyiz.

Üyesi bulunduğumuz OECD ülkeleri arasında, gelişmişlik yönünden en alt sırada yer alıyoruz. Buna razı olmaya ve bu durumun sürüp gitmesine seyirciyi kalmaya, hiç kimsenin hakkı yoktur. Kalkınmanın en kestirme ve kolay yolu Bilgidir

Bugün ülkemizde, 6 milyon okuryazar olmayan ve okuryazar olduğunu söylediği halde, hiçbir okuldan aldığı diploması olmayan 4 milyon yetikin insanla birlikte 10 milyon cahil vatandaşımız var.
Yetişkinlerin ortalama eğitim süresi, 4.1 dir. Bu değer, AB ve OECD ülkelerinde olduğu gibi, komşularımız arasında da en düşük düzeydir. Genel eğitim düzeyimiz dünya ortalamasının altında.

Çağdaş eğitim düzeyine örnek olarak 24 OECD ülkesindeki eğitim düzeyini ele alırsak, okuryazarlık yüzde yüz, yükseköğretimde okullaşma oranlarının yüzde elli den daha fazla olduğu gerçeğini görüyoruz.. Kanada ve ABD’de, bu oranlar yüzde 80 den fazla.

Bugün yürürlükteki mevzuatımızla bu hedefleri hayal etmek mümkün değil. Çünkü; devletin geliri eğitim talebini karşılaya yetmiyor. Özel eğitimin gelişmesine de yasalarımız daha fazla izin vermiyor.

Kamu bütçesinden eğitime ayrılan paralar, oransal olarak, Avrupa birliği üyelerinden az değil. Kamu gelirlerinden eğitime ayrılan pay, bizde ortalama yüzde 15 iken, Avrupa ortalaması yüzde 12 dir. Avrupa ortalamasından daha fazla bir oranda eğitim için para ayırdığımız halde, nüfus başına 100 doları bile bulmuyor. AB de nüfus başına kamu bütçesinden sarf edilen para bazı ülkelerde 2000 doları aşarken, ortalaması 1200 dolardır. Büyük uçurum var. Bu yüzden dış ticaretimiz gelişmiyor, ülke kalkınamıyor. Öğretim elemanlarına gerekli tahsisat verilemiyor.

Bu oranların Gayri Safi Milli hasıla yönünden, AB ortalaması yüzde 5,2 iken bizimki yüzde 2,8 i aşamıyor. Bu da milli gelirimizin azlığından kaynaklanıyor.

Bizim gelirimiz az, bu sebepten, ancak bu kadar eğitim verebiliyoruz demeye hakkımız yok. Öğretim elemanları, Avrupa’daki meslektaşları kadar ücret almalı ve aynı olanaklara sahip olmalı.

Devletimi,z vatandaşına borçlu. 55 milyar dolar düzeyini aşan iç borç faizi altında bunalıma ve Krizlere giren devletimiz, vatandaşlarından borç para alarak, onların çocuklarına parasız eğitim verme çabasını sürdürmektedir. Hem de yarım yamalak bir eğitim olarak.

İçinde bulunduğumuz bu açmazdan ülkeyi ancak, her konun çözüm yeri olan üniversitelerimiz kurtarabilecektir. Mali krizden çıkış yollarını, artı değerler yaratacak projeleri, topluma sunacaklardır. Ülkemizin mimarlarını, Yöneticilerini, bilim adamlarını yetiştiren üniversiteler, her şeyden önce, ülkede heder olup giden insan sermayemizin yok olmasına bir çare bulmalı.
İçerden ve dışardan, kefaletle borç olarak alınan paraları, karşılığı ve dönüşü olmayan cari harcamalarda kullanmanın bedelini gelecek kuşaklar ödeyemez.

Çağımızda en çok ve en kolay bulunan paradır. Buna karşılık en güç yetişen ve nadir olan da insan sermayesidir. Dünyanın zengin ülkelerinde, yatırım yapmak için yer arayışında olan çok büyük maddi sermayelerin varlığı artık bilinmez değildir.
Türk toplumu halk olarak devletinden daha zengin.

Her yıl Yükseköğretim kapılarından geri çevrilen bir milyondan fazla gençi, ülke ekonomisinin kanayan bir yarası olarak görmeli ve bu kanı durdurmalıyız.

Üniversitelerin kaynak sorunlarına çözüm, ancak üniversitelerce bulunabilir.

Latif MUTLU

Bilgi Üniversitesi
Kurucu ve Vakıf Başkanı

Yükseköğretimin Finansmanı için ayrıntılı bilgi, TÜSİD 287 sayılı raporunda vardır.