Biz Yasa Yapmasını Bilmiyoruz

geri dön

Tabiat boşluğu sevmez.
Aristoteles



Bu boşluğumuzu doldurmak için, AB ve ABD kendi yasalarını benimsememiz için bizi zorlamaktadırlar.

Kendi güvenliğimiz, erinç ve gönencimiz için bize gerekli yasaları hazırlayacak veya önerecek hukukçular yetiştirmek için, Hukuk Eğitim sistemini yeniden düzenlemeliyiz.


Muhteşem imparatorumuz Kanunî Sultan Süleyman, iki yıl sefere çıkmayıp İstanbul’da kalarak hazırlattığı “Mülteka-ul-utber” diye anılan yasaları çıkartmıştı. (Denizlerin Kavşağı) Kanunî’nin düzenlettiği bu yasalar evrensel mahiyette olduğu için, dünya hukuk literatüründe büyük bir yer almıştı. Bugün ABD’nin kongre sarayında, Kanunî Sultan Süleyman’ın 70 cm. çapındaki beyaz mermere oyulmuş heykeli, dünyanın önemli kanun koyucuları, Hamurabi, Hz.Musa, Napoleon ve diğerleri ile birlikte kanunların görüşüldüğü büyük salonun duvarlarında ibret verici olarak durmaktadır.

Kanunîden sonra, bizde kimse kanun yapma gereği duymadı. Daha doğrusu cesaret edemedi. Çünkü padişahların Şeriat ilkelerini değiştirmeye veya görmezden gelmeye de yetkisi yoktu. Tanrı tarafından konan ve Peygamber tarafından tebliğ edilen kurallar, yaşam biçimi olarak benimseniyor ve değiştirilmez kabul ediliyordu.

Tanzimat’la birlikte batının yaşam biçimlerine hayranlık duymaya başladığımız için, onlar gibi yaşamak arzusu ile, Fransızların yasalarını alarak şeriatla birlikte kullanmaya başladık. Başta ceza, ticaret, deniz ticaret, usul kanunları, anayasa, arazi, eğitim, noterlik kanunu ve diğerleri olmak üzere hepsinin kaynağı Fransa idi.

Cumhuriyetle birlikte, başlayan hukuk reformu aslında, Osmanlının Fransa’dan aldığı kanunlar yerine, kıta Avrupa’nın yasalarını benimsemek oldu. İngiltere dışında, İsviçre, İtalya, Almanya kanunlarını esas alarak veya tercüme ederek kullandık. Bu yasaların toplum tarafından tam anlamı ile benimsendiği söylenemez. Aradan geçen 80 yıla rağmen hala mecellenin özlemini çeken ve İsviçre medeni kanununu benimsemeyen vatandaşlarımızın az olmadığını biliyoruz.

150 yıl sonra ikinci kez, Avrupa birliğine girme isteğimizi yinelediğimiz için, yasalarımızın yeniden değiştirilerek Avrupa ile uyumlu hale getirilmesi emrivakisi ile karşı karşıya bulunuyoruz. Tanzimat’ta ve Cumhuriyetin ilk yıllarında batının yasalarını kendi arzumuzla alıp, az çok değişiklikle kendimize uydurmaya çalışıyorduk. Ama bugün AB ye uyum için kanunlarımızda yapılması istenen değişiklikler paketler halinde gelerek TBMM den hızla geçerek, uyum yasaları olarak, yürürlüğe konulmaktadır

AB’nin bizden istediği yasalar, genelde söz ve fikir hürriyeti ve azınlık hakları ile ilgilidir. Ekonomimizi düzenleyen refah artırıcı hiçbir değişiklik bizden istenmiyor.

Diğer taraftan, bize borç para vermekte olan IMF de, ekonomimize yön vermek için, tarımda: tütün, pancar ve fındık üretimimizin sınırlandırılmasını istemektedir. Borsa ve Finans ile mali işlerimizde ve yönetim biçiminde değişiklikler istemekte ve yönetimin merkezden yerele kaydırma yönünde düzenleme yapılmasını şart koşmaktadır..

Daha önce, Petrol yasamızı bir ABD petrol şirketinin genel müdürü hazırlamıştı. Bu kanundan önce ulusal petrol şirketimiz, ülke ihtiyacının yüzde 20 sini karşılamakta idi. Şimdi ancak yüzde ikisini verebiliyor. Örnekleri çoğaltabiliriz.

“Sadece Hukuk Bilen Hukukçudan hayır gelmez”.
Anonim

Kalkınmakta olan ülkeler statüsünden çıkabilmemiz için, yeni dünya görüşüne uygun çağdaş yasaları kendi yaşama biçimimize uygun olarak, bizim yapmamız gerekmektedir.

Yirmi yılda ancak hazırlayabildiğimiz ceza yasası yürürlüğe girmeden önce tepki ile karşılandı. Bir başka örnek olarak, çıkarıldığı günden beri 25 keş değişen YÖK yasası henüz genel kabul görmediği gibi, yükseköğretimdeki sıkıntıları giderecek özelliği de bulunmuyor.

Rüzgâr enerjisi yasası, üzerimizden esip geçen rüzgârlardan yararlanmamıza olanak vermiyor. İyi niyetle hazırlanan yasa, rüzgâr enerjisi alanlarının işletmecilere parasız tahsisini öngörmekte idi. Para vermeden devletten rüzgarlı saha için imtiyaz alanlar, tesis kurma yerine, ruhsatları çok yüksek paralarla devretmeyi düşündüklerinden, beklenen gelişme olmadı.

“Adalet olmadan düzen olmaz”
Albert Camus

Bireylerin kaderini, kendi düşünce ve davranışları belirlediği gibi, toplumların geleceği de toplumsal davranışları yönlendiren, hukuk kurallarına bağlıdır. Bazı ülkelerin zengin, bazılarının fakir olmasının en ayırt edici nedenini güncel yasalar ve kurallara uyumda aramak gerekir.


Çağdaşlaşma ve gelişme özlemi içinde olan ülkemiz her şeyden önce toplumu yönlendiren hukuk kurallarının öğretildiği ve güncelleştirildiği hukuk eğitimine, hukukun üstünlüğü gereği gerekli önemi vermelidir. Fertlerin olduğu kadar toplumsal yaşamımızı da yakından ilgilendiren Hukuk eğitimi konusunda, bireysel olarak kapsamlı bir görüş ileri sürmek mümkün olmasa da; tartışma ortamının oluşturulması için, aşağıdaki görüş ve düşünceleri ileri sürmek olasıdır.

Mal cimride, Silah korkaklarda,
Karar zayıflarda olursa, Hayır gelmez
Hz. Ebubekir

Hukuk Eğitimi, örf ve adetlere bağımlı olmamalıdır, 1973 tarihli “Üniversiteler Kanunu”nun 3. maddesindeki “örf ve adetlerine bağlı” sözcükleri Anayasa Mahkemesi tarafından, Anayasanın başlangıç hükümlerine aykırı ve diğer bazı maddeleri de zedelediği gerekçesi ile 1975’de iptal edildiğinde, uygarlaşmanın ve çağdaşlaşmanın önünü açacak bu karar toplumun aydın kesimi tarafından sevinçle karşılanmıştı.

1981 yılında yürürlüğe giren Yükseköğrenim yasası, Anayasa mahkemesinin iptal ettiği bu hükmü katlayarak ve vurgulayarak yeniden getiriyordu; “Milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri taşıyan örf ve adetlerimize bağlı gençler yetiştirmektir.” Dışardan bir uyarı gelmesini beklemeden, uygar, çağdaş, atılımcı ve yeni yaşam kuralları düşünebilen yaratıcı gençler yetiştirmek için, gericiliğe yönelik bu madde kaldırılmalıdır.

Hukuk Fakülteleri yüksek düzeyde bir eğitim vermelidir; İnsan yaşamı ile doğrudan ilgili olan hukuk mesleğinde görev alacakların, yurt ve dünya gerçeklerini iyi bilmesi gerekir. İnsan davranışlarını değerlendirebilmek için Psikoloji, toplumsal olayları yorumlayabilmek işin Sosyolojiyi iyi derecede bilmelidir. Daha ileri derecede mantık ve felsefe bilgisi edinmeli. Çağın fikir ve düşünce akımlarından haberdar olmalıdır. Okuma alışkanlığı edinmeli ve araştırmacı ruhuna sahip olmalıdır. Bu kadar geniş kültür ve dünya görüşü için bugün uygun görülen dört yıllık bir lisans eğitiminin yeterli olamayacağı açıktır. ABD, insan yaşamı ile doğrudan ilgili olan, Tıp ve Hukuk için farklı bir sistem uygulayarak, bu iki bilim dalına alınacakların önceden 4 yıllık bir lisans eğitimi almış olmalarını öngörmektedir. Tıp ve Hukuk okullarına lise mezunları girememektedir. Bu uygulamanın sonucu olarak sağlık ve yönetim alanlarında ABD dünyaya önderliğini elde etmiş durumdadır.

Hukuk eğitimi görenler yabancı dil ve Bilgi yönetimini tam olarak bilmeli; Avrupa parlamentosu ve insan hakları Mahkemesinin kararlarını ve içtihatlarını okuyup anlayacak derecede yabancı dil bilmelidir. Bilgisayar, Internet ve diğer bilgi teknolojileri enstrümanlarını kullanmak ve onlardan ileri derecede yararlanabilecek şekilde yetiştirilmelidir.

Hukuk Eğitimi ABD’de olduğu gibi yedi yıl olmalıdır; ilk üç yıl genel kültür, Psikoloji, Sosyoloji, İngilizce ve Bilgi yönetimi dersleri görülmelidir. Mesleki eğitimin ilk iki yılı genel hukuk dersleri, son iki yılı da uzmanlık kollarına ayrılarak verilmelidir. Bu dönemde, İngilizce ve Bilgi yönetimi, azalarak devam etmeli, pratik ve mesleki staj artarak devam etmelidir.

Ana hatlarına kısaca değindiğimiz, Hukuk Eğitiminin özerk bir üniversitede verilmekte olduğunu dikkate alırsak, çok daha etkili olacak, program ve içeriklerin Akademik kurullarca saptanacağı açıktır.

Hukuk Fakültelerimizin hem eğitim ve hem de öğretim amacı olmalı. Hukukun üstünlüğünü temsil edecek olan, nitelikli, aydın, bilgili, hoşgörülü, erdemli, çağdaş yargıç, savcı, avukat, yönetici ve yasama meclislerinde görev almak isteyen genç kadrolar çoğaldıkça ülke genelinde erinç ve gönencin yaygınlaşacağı ve uluslararası kalkınma yarışındaki açığımızın kapanmaya başlayacağına inanmaktayız.